Bir ülkede vizyondan söz edebilmek için önce mevcut gerçeklerle yüzleşmek gerekir. Proje üretmek ise ancak geçmişin muhasebesini yapmış, hatalarından ders çıkarmış ve toplumun güvenini yeniden tesis etmiş bir yönetim anlayışıyla mümkündür.
Bu nedenle UBP hükümetinin "Vizyon ve Proje Çalıştayı" düzenlemesi, birçok vatandaş açısından ironik, hatta trajikomik bir durum olarak değerlendirilmektedir. Çünkü bugün ülkenin karşı karşıya bulunduğu pek çok yapısal sorunun, uzun yıllardır ülkeyi yöneten siyasi anlayışın icraatlarından bağımsız olduğu söylenemez.
Vizyon Önce Gerçeklerle Yüzleşmeyi Gerektirir: Vizyon, yalnızca geleceğe ilişkin hedefler ortaya koymak değildir. Aynı zamanda bugünün sorunlarını doğru teşhis edebilmek ve bunlarla yüzleşebilme cesaretini gösterebilmektir. Mevcut sorunlara çözüm üretemeyen bir yönetim anlayışının geleceğe ilişkin iddialı söylemleri doğal olarak kamuoyu tarafından sorgulanmaktadır.
Yoksulluk Derinleşirken Vizyon Söylemi Yeterli mi?: Ülkede yoksulluğun derinleştiği, gelir dağılımındaki adaletsizliğin arttığı ve vatandaşların gelecek kaygısının büyüdüğü bir dönemde, bu sorunlara yönelik kapsamlı ve uygulanabilir bir eylem planının ortaya konulamamış olması önemli bir eksikliktir. Toplumun önceliği yeni sloganlar değil; hayat pahalılığına, alım gücündeki erimeye ve ekonomik belirsizliklere çözüm üretecek somut politikalardır.
Emlak Sektöründe Güven Kaybı: Ekonominin en önemli dinamiklerinden biri olan emlak sektöründe yapılan bazı düzenlemelerin yatırım ortamını olumsuz etkilediği ve sektörde ciddi bir durgunluğa yol açtığı yönündeki eleştiriler hâlâ gündemdedir. Ekonomide güvenin zedelendiği bir ortamda açıklanan yeni projelerin beklenen karşılığı bulması kolay görünmemektedir. Örneğin Emlak sektörünün güvenlik ayağını ve uluslararası tanınırlığını sağlayacak olan “Taşınmaz Mal Komisyonu” üzerinden arazilerin Türkleştirilmesi konusunda hiçbir adım atılmadığı gibi bu komisyonun önündeki dosyaların sonuçlandırılması konusunda ciddi bir kararlılık gösterilmemiştir. Dahası bu komisyonun sonuçlandırdığı dosyalara bürokratik ve siyasi gerekçelerle sabote edilmiştir. Şimdi bu vizyon belgesinde bu konuda bir özeleştiri ya da hedef var mı?
Üniversiteler Alarm Veriyor: Yükseköğretim alanında da benzer tartışmalar yaşanmaktadır. Çift vize uygulamaları ve eleştirilen muhaceret politikalarının uluslararası öğrenci akışını olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Bunun yanında sahte diploma olaylarının ardından hazırlanan raporlara ve önerilere rağmen denetim sistemini güçlendirecek kapsamlı reformların hayata geçirilememesi de yükseköğretimin uluslararası itibarı açısından önemli soru işaretleri yaratmaktadır.
Af Değil Adalet Bekleniyor: Mali disiplin açısından bakıldığında sık sık çıkarılan af düzenlemelerinin vergi bilincini zayıflattığı değerlendirilmektedir. Vergisini düzenli ödeyen vatandaş ile sürekli af beklentisi içinde olan kesimler arasında oluşan adaletsizlik algısı, uzun vadede hem kamu maliyesini hem de vergi ahlakını olumsuz etkileyebilecek sonuçlar doğurmaktadır.
Plan Yoksa Vizyon da Yok: Kentleşme ve planlama alanındaki sorunlar da devam etmektedir. Ülkesel Fiziki Plan'ın gereklerinin tam olarak uygulanamaması ve birçok imar planının yıllardır yürürlüğe konulamaması, sürdürülebilir kalkınma açısından ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Plansız büyüyen şehirler ile güçlü bir gelecek vizyonunu aynı cümlede buluşturabilmek oldukça güç görünmektedir.
Vatandaşlık Güven Veren Bir Kurum Olmalıdır: Vatandaşlık politikaları kamuoyunda en fazla tartışılan konular arasında yer almaktadır. İstisnai vatandaşlık uygulamalarının şeffaflığı ve kriterleri konusunda dile getirilen eleştiriler, vatandaşlık kurumunun değeri üzerine yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Toplumun güvenini artıracak şeffaf ve öngörülebilir politikalar oluşturulmadan geleceğe ilişkin büyük vizyonlardan söz edilmesi birçok kişi tarafından ikna edici bulunmamaktadır.
Liyakat Olmadan Güçlü Devlet Kurulamaz: Kamu yönetiminde liyakat ilkesinin zayıfladığı, kurumsal hafızanın yeterince korunamadığı ve yönetişim anlayışının kurumsal yapıdan ziyade kişilere bağlı hâle geldiği yönündeki eleştiriler giderek artmaktadır. Oysa güçlü devletler, güçlü kişiler üzerine değil; güçlü kurumlar, liyakat esaslı yönetim anlayışı ve hesap verebilir kamu yapıları üzerine inşa edilir.
Asıl Soru Cevabını Bekliyor: Bütün bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde şu soru kaçınılmaz olarak gündeme gelmektedir: Ekonomik güvenin zedelendiği, yükseköğretimin itibarının tartışıldığı, şehirlerin plansız büyüdüğü, kamu yönetiminde liyakat sorgulamalarının sürdüğü ve toplumun önemli bir bölümünün gelecek kaygısı taşıdığı bir ortamda düzenlenen "Vizyon ve Proje Çalıştayı", gerçekten geleceği inşa etmeye yönelik samimi bir adım mıdır; yoksa çözülemeyen sorunların gölgesinde kalan bir siyasi iletişim faaliyeti midir?
Son Söz: Önce Hesap, Sonra Vizyon: Toplumun beklentisi yeni sloganlar değil; mevcut sorunlarla yüzleşen, hesap verebilen ve somut çözümler üreten bir yönetim anlayışıdır. Gerçek vizyon, önce mevcut sorunları çözebilme iradesiyle başlar. Güven tesis edilmeden umut inşa edilemez. Projeler ise ancak güven veren icraatlarla anlam kazanır.
Sonuç olarak, vizyon geleceği anlatmaktan önce bugünün sorunlarını çözebilme kapasitesini ortaya koyabilmektir. Toplumun beklediği de tam olarak budur.
