Bu uzun yıllar zarfında nice BM Genel Sekreterleri, arabulucular, Devlet başkanları, bakanları gördük, duyduk. Tümü de BMGK  hukuk dışı taraflı oldubitti 186 kararına takıldı kaldı, eşşeği bağla dediklere yere bağladılar, bunca yıldır aç susuz hala ayni yerde bağlı. Kimse sormaz nedir ne oldu, hak hukuk adalet sıçan deliği bin para. GK beşlisi ne derse o, raydan çıkayım diyen başını yer, ne derlerse doğru kabul edilir, parmaklar yukarıda, başlar eğik, yes sör. Halbuki çıkarları gereği bu beşlidir dünyayı allem kallem eden, ben benim diyen, daha büyük yoktur diyen, ama kendi aralarında sidik yarışını da sürdürürler, başkalarının ensesinde ceviz de kırarlar.

         BM önce Uluslararası Antlaşmalara kendisi saygı duysun, örnek olsun, adil ve tarafsız olsun,  ondan sonra başkalarına anlaşma dayatsın, parametreler ortaya koysun. 21 Aralık 1963’te başlayan Kıbrıs meselesini kimler başlattı, niçin başlattı nasıl başlattı bilmeyen yok. Bu tarihte Cumhuriyetin Kurucu ortağı Türklere yapılan ve giderek artan katliamlara varan silahlı saldırılarla soykırım girişimleriyle Cumhuriyetten kovmalar, göç ettirmeler Cumhuriyete yapılan ilk darbeydi.

         BMGK, bu gerçekler ortadayken Antlaşmaları ve Cumhuriyet Anayasasını da çiğneyen darbecilere karşı tavır koyup gereğini yapsaydı sorun kısa sürede dallanıp budaklanmadan biterdi, çatışmalar savaşlar yaşanmaz binlerce insanın hayatına mal olmazdı. Ama çatışmalar işlerine geldiği için savaşa zemin oluşturdular, ortaklık Cumhuriyetini saldırganlara teslim edip tek egemen ilan ettiler, masum Türkleri de cezalandırıp kenara attılar. Bu durum, saldırıları teşvik edip çatışmaları savaşa dönüştürdü. Gerçek budur. Bakınız, şimdi askerleriyle adada denizlerinde fink atarlar, çıkarları gereği istedikleri bölge ülkelerini anında vururlar, adına da dünyaya ayar vermek derler, güya. Aha Kuzey Afrika, Orta Doğu, Afganistan vs.

         Bu haksız desteği ve teşviki arkasına alan darbeciler Türklere saldırılarını artırıp 103 köyden göç ettirdi, gettolara kapatıp ablukaya aldı. Yıllarca kapalı tutulduğu bölgelerden dışarı çıkamadı, çıkanlar bir daha geri dönemedi. Cumhuriyete ikinci darbeyi Yunan Cuntası eşliğinde yaptıkları 15 Temmuz 1974 tarihine kadar Türklere yapmadıklarını bırakmadılar, 186 kararıyla adaya gönderilen sözde BM Barış Gücü dahi darbecilerin yanında yer aldı. Bu ikinci darbede yaşananları aktarmaya gerek yok, darbe sonucu adadan İngiliz Askerleri tarafından kaçırılan Cumhurbaşkanı Makarios’un BMGK’deki tarihi konuşmasını ve öteki gelişmeleri aktarmaya gerek yok.

         Ve bütün bu gerçekler yaşanırken bay Guterres ve bayan Holguin, BM tarafından saldırgan darbecilerin desteklenmesi ve yıkılmış olan Kıbrıs Cumhuriyetinin sözde meşru egemeni olarak yıllarca ve hala tanınması, BM gözetiminde yapılan görüşmelerin sunulan çözüm planlarının Referandum dahil darbeciler tarafından reddedilmesine rağmen hiç bir baskı görmemesi, üstünden saygı duyulması ve mükafatlandırılması, ama çözüm planlarına evet diyen Türklerin cezalandırılmasına devam edilmesi ve Referandumun bir hafta sonrasında darbeci işgalcilerin AB’ne güya  tüm Kıbrıs adına üye alınması ve Türklere cezaların katlanması adaletle asla bağdaşmayan çifte standart, taraflı haksız, utanç verici bir durumdur ve bunun müsebbibi BM’nin anlında kara bir lekedir. Bu aleni haksızlıklar BMGK’nin sıfırı tükettiğini, gücünün zorbalığa dönüştüğünü, Adaletle hiçbir alakası olmadığını göstermeye yeter de artar bile.

         BM’yi temsilen Genel Sekreter ve özel temsilcisi olarak saldırgan darbecileri tek egemen ve meşru Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul etmeniz, Türk ortağı ise sanki kurucu ortak değilmiş ve sonradan ortaya çıkmış gibi Cumhuriyete dahil olmasına formül bulmak için girişim yapma pozisyonunda olmanız büyük yanlıştır. Öncelikle, 186 ucube rezil ve çözümsüzlüğü körükleyen bu utanç kararın, çözüme temel teşkil etmesi zemininde görüşmelerin tekrar başlatılması girişimleri boşunadır. Türkler olarak müktesep haklarımız kurucu ortağı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarında ve Anayasasında mevcuttur.

          186’yı iptal ediniz, çözüm kilidini açınız, sonra Kıbrıs’a geliniz. Haklarımızı darbecilere işgal ettirdiğiniz gibi geri alınız ve iade ediniz. Güneydeki yönetim Helen yönetimidir ve yarım Kıbrıs Cumhuriyetidir. Federasyon, adadaki 50 yıllık Barışı sürdürmez, ancak çatışmayı ve savaşı başlatır. Savaş isteyen Federasyonu isteyendir, iki halk iç içe, hiçbir şartta yaşayamaz, pembe gözlükleri çıkarın yok öyle bir şey. Biz savaş istemeyiz.

        50 sene Federasyon görüşüldü, güya BM parametreleri ortaya kondu, anlaşmaya çok yaklaşıldığı zamanlar oldu, hatta Referandum bile oldu. Hepsini Rumlar ellerinin tersiyle itti, çözüm antlaşma direkten döndü. Ne yapalım kendi iradeleridir, saygı duyarız dedi ağalar. Biz Türkler evet dedik ama haksız cezalara yenileri eklendi. Eeeeee, insan bu durum karşısında, ağalar Türkleri Rumlara yamalamak ister, onun için ne gerekirse yapar, Türkleri Rumlara teslim edene kadar da cezalar baskılar yapacaklar, bu kadar da haksızlık olmaz, Adaleti nerede, eşit ortaklık haklarımızdan vaz mı geçelim, insan hakları, Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmaları hem Anayasası çiğnenir çiğnetilirken, Antlaşmalardan ve Anayasadan doğan haklarımızı sonuna kadar savunmaya kararlı olursak yanlış mı yaparız? BM-AB öyle ister diye boyun mu eğelim? 61 yıldır bize yapılan haksızlıklar ortada, onlara asla güvenmeyiz, tek güvencemiz Anavatanımız Türkiye’dir. AB-BM’nin Rumların istediği bir çözümü kabul edersek bir sene sonra Türklere çok hak verildi diye tekrar saldırıya geçerlerse bay Guterres bayan Holguin sizi nerede bulacağız?

         Kıbrıs ortaklık Cumhuriyetini, Cumhuriyeti yıkan darbecilere hediye edip işgal ettirdiniz 3 aylığına dediniz 724 ay oldu işgal sürer, anlaşmadan kaçarlar gene işgali sürdürürler ve BM-AB olarak hepsi da arkasında durur bizim de karşımızda ve hala beklersiniz boyun eğelim? BM-AB’nin Kıbrıs meselesinde Türklere yaptığı açıkça düşmanlıktır, kin ve nefrettir, mesnetsiz intikamdır, hiçbir haklı yanı yoktur. Biz da beklerdik BM askerleri geldiğinde saldırıları durdurup asayişi sağlayacak, saldırganlar eninde sonunda sanık kutusuna konacak Adalet yerini bulacak. Tam tersi oldu, o sandalyeye masumlar  oturtuldu, tu yüzünüze insanlığın yüz karaları. Kendi elimizle ipi boynumuza geçirmeyiz. Ne sahte vaatlerinize kanarız ne baskılarınızdan yılarız bilesiniz. Çürüklere de bel bağlamayın.   

         BM Genel Sekreterlerine, arabuluculara hem özel temsilcilere bayan Holguin’e de hitaben yazdık, Kıbrıs sorununun kilidi de çözümün anahtarı da BMGK çekmecelerindedir, kilidi açmadan gelmeyiniz, boşuna gelmiş olursunuz. Kilit 186 kararıdır, çözümsüzlüğün baş sebebidir, iptal ediniz, revize ediniz, değiştiriniz, adil tarafsız davranınız, anahtar budur dedik. Kilidi açmadan boşuna gelip gittiler. Bayan Holguin de 6 aylığına atanmıştı, sonuç sıfır, kilit açılmadan geldi gitti, şimdi 3 ay daha uzatılmış, gelsin gitsin tutan yok da, bize artık ikrahlık geldi, kusmak geldi uzatmalardan, hele de ayni pilavdan, Rumlar tek egemen, hem de Türkleri Rumların ayakları altına nasıl atarız çabalarından.

        Almanya Elçisi bayan Anke de kem küm etti, Kıbrıs’ta müzakereler yeniden başlamalı dedi. İyi de, müzakereler sürerken Rumlar masaları devirip kaçtığında sesiniz çıkmadıydı ama, hem çözüm direkten doksandan döndüğünde saygı bile duymuştunuz bayan. Referandumda HAYIR diyen darbeci işgalcileri bir hafta sonra AB’ne üye alırken, Türk ortağı yok sayarken, hem 1959-60 Cumhuriyet Antlaşmalarının hem Anayasasının tam ortasına sıçarak  pardon sıçrayarak çiğnediniz, ezip geçtiniz,  çözümsüzlüğü körükleyip kronik hale getirdiniz, çözüm umudunu yediniz bitirdiniz, bunda baş rolü oynarken aklınız neredeydi, hem AB kriter ve ilkelerinin de içine ederken?

          Türk ortağın haklarını ne hakla neye dayanarak saldırgan darbecilerin zimmetine geçirdiniz bayan? Bölünme 1975’te Viyana’da BM gözetiminde nüfus mübadele Antlaşması sonucunda oldu. Rumları AB’ne aldığınızda bölünmüşlük vardı zaten. Kıbrıslı Türklerin gasp edilen,  işgal ettirdiğiniz hakları üzerinden bölünmeyi kınayamazsınız. Çözümsüzlüğe de bölünmeye de sebep olanların arasındasınız ülke olarak bayan. Rum yönetimi asla Kıbrıs Cumhuriyeti değildir, böyle bir kayıt BM’de yoktur. Ne kadar yanlış ve taraflı olduğunuzun maalesef hala farkında değilsiniz. Uluslararası Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarını çiğnemekle güven ve inandırıcılığınız kalmıyor sayın bayan, itibarınız da.

         Türk tarafı olarak bazılarının o çok övdüğü, öve öve de bitiremediği O Uluslararası Hukuk’ta haklarımızı arayalım, BM ve AB’ye dava açalım.  Kıbrıs Cumhuriyetinin kurucu ortağı olarak  Antlaşmalardan doğan ve Anayasasında müktesep haklarımızı ne hakla neye dayanarak elimizden alıp saldırgan darbeci işgalci diğer ortak Rumlara verdiler? Çözümsüzlüğün başlıca sebebi saldırganların sözde meşru devlet olarak kabul edilmesini, 3 aylık hukuk dışı oldubitti kararının 724 aya ulaşmasını Mahkemeye götürelim, saldırgan darbecileri Adalet önüne çıkaralım. Ak koyun kara koyun ortaya çıksın. Yok mu bu meseleye el atacak? Halbuki, pek de güzel beceririz Başbakanlıkta, Bakanlıklarda, meclis önlerinde, meydanlarda sokaklarda bağırıp çağırmayı, kırıp dökmeyi, ortalığı darmaduman etmeyi, ama bir defa olsun sınıra yürümedik BM-AB’yi, Rumları protesto etmedik, haklarımızı savunmadık. TC Elçiliğine sayısız kez gittik ammma! Hem pankart hem sloganlarla, yaaaa. Ne ise derler ya neye layık isek, aynen öyle.

Parantez açalım. Güneyin dışişleri bakanı Kombos efendi, Barış Harekatının 50’nci yılında Amerikan Senatosunda yoğun temaslar yaparmış. Esasında rahatsızlığı Barış Harekatından dolayı değil, 15 Temmuz ikinci darbe var ya Cumhuriyete, hani Cumhurbaşkanlığını tanklarla toplarla darmaduman etmişlerdi da Makarios’u öldürdük dedilerdi hem Kıbrıs Helen Cumhuriyetini ilan ettiler başına da terörist başı Nikos Sampson’u getirdilerdi işte bu hatırlanmasın diyedir esas amacı. Zira kendi aralarında okullarda falan yasaklandı, darbeden bahsedilmesin unutulsun diye. Hani o günlerin arifesinde EOKA’cı darbeciler  hem Yunan Cuntası askerleri AKEL’cileri katlettikleri halde, işte o AKEL bile 1981’de yandaşlarına yayınladığı genelgede Kıbrıs sorununun 1974’te Türkiye’nin müdahalesiyle başladığını Türklere ve dünyaya kabul ettirmeleri için emir bile vermişti. Kombos efendi da bunun peşinde. Yalancının mumunu elinde tutar dünyayı gezer fukara. Kombos efendi, dünyada yaşananlar asla unutulmaz bilmez misin? Gerçekleri saklamaya çalışmak suçu kabullenmektir bilesin.

        Alkolsüz, süratsiz, telefonsuz, kazasız belasız, zararsız ziyansız, Trafik kurallarına uyarak  MUTLU  BAYRAMLAR.