Siyasette bazen lokomotif vagonları çeker, bazen de vagonlar lokomotifi yokuş aşağı sürükler. Şimdilerde CTP istasyonunda merak edilen soru tam da bu: Erhürman lokomotif mi, yoksa frenleri zorlayan ağır bir vagon mu?
Tufan Erhürman Cumhurbaşkanlığı seçimini yüzde 62,76 gibi görkemli bir oyla kazandı. Sandık adeta “Al sana güçlü bir toplumsal kredi, bakalım nasıl harcayacaksın?” dedi.
O günlerde kasada umut, rafta çözüm, vitrinde barış vardı. Üstelik müşterisi de az değildi.
Fakat Cumhurbaşkanlığı koltuğunun ilginç bir kimyası var; insan oturduğu anda parti ceketi biraz daralıyor, devlet gömleği biraz bollaşıyor.
Şimdi Erhürman’ın sözlüğünde “federasyon” kelimesinden çok “metodoloji”, “sonuç alıcı görüşme”, “Güven Yaratıcı Önlemler” ve “anlamlı ilerleme” ifadeleri dolaşıyor.
Yanlış anlaşılmasın; metodoloji elbette önemlidir. Ama Kıbrıs sorununda metodoloji konuşmak bazen kırk yıldır ameliyat bekleyen hastaya yeni bir stetoskop almak gibi de görünebilir.
Doktor hazır…
Hasta hazır…
Hastane hazır…
Bir tek ameliyatın ne zaman başlayacağı belli değil!
Erhürman, sırf fotoğraf vermek için görüşme masasına oturmak istemediğini söylüyor. Haklı; Kıbrıs sorununun aile albümü zaten yeterince kalın, içinde BM Genel Sekreterleriyle çekilmiş fotoğraflardan küçük bir müze kurulabilir.
Üçlü görüşme olmuş, beşli görüşme olmuş, 5+1 olmuş…
Bu gidişle matematikçiler Kıbrıs sorununu diplomatlardan önce çözecek!
Fakat mesele toplantının kaç kişilik olduğu değil, masanın hangi yöne yürüdüğüdür. Çünkü Kıbrıs’ta masa çok kuruldu ama nedense ayakları hep aynı yerde kaldı.
Tam burada CTP açısından alarm zili hafiften çalmaya başlıyor.
Çünkü CTP’nin siyasi DNA’sında federal çözüm yalnızca bir diplomasi terimi değildir; yıllardır seçmenine sunduğu siyasal kimliğin ana kolonlarından biridir.
Dolayısıyla CTP seçmeni şimdi doğal olarak sorabilir:
“Biz federasyon trenine bilet aldık, acaba metodoloji durağında mı indik?”
Elbette Erhürman’ın yaptığı, federasyondan vazgeçmek olmayabilir. Belki de yıllardır aynı duvara aynı koçbaşıyla vurmanın anlamsızlığını görüp başka bir kapı arıyordur.
Ama siyasette yalnızca ne yaptığınız değil, yaptığınız şeyin seçmenin gözünde neye benzediği de önemlidir.
Çünkü seçmen diplomatik dipnot okumaz.
Seçmen manşete bakar.
Manşette “federasyon” yerine sürekli “metodoloji” görürse, bir süre sonra doğal olarak “Acaba restoran aynı ama menü mü değişti?” diye sorar.
İşte CTP’nin önündeki asıl siyasi mayın burada yatıyor.
Erhürman Cumhurbaşkanı olarak toplumun tamamına seslenmek zorunda. CTP ise kendi siyasi kimliğini koruyarak seçmene gitmek zorunda.
Biri şemsiyeyi büyütmeye çalışırken diğeri sapını kaybederse, ilk yağmurda herkes ıslanır.
Üstelik 6 Aralık sandığı kapıda.
Milletvekilliği ve yerel seçimlerin aynı gün yapılmasının öngörüldüğü bir ortamda seçmen yalnızca adayların fotoğraflarına bakmayacak; Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan yükselen siyasi melodiyi de dinleyecek.
Ve CTP açısından soru giderek daha kritik hale gelecek:
Erhürman CTP’nin oy havuzunu büyütüyor mu, yoksa havuzun suyunu farkında olmadan başka kanallara mı akıtıyor?
Belki merkezden yeni seçmenler geliyor.
Ama ya mutfaktan homurtular yükseliyorsa?
Çünkü siyasette salonu büyütmek güzeldir; fakat salonu büyütürken ev sahibini balkona çıkarmamak gerekir.
Erhürman’ın önündeki ince ip tam da budur: Cumhurbaşkanı olarak bütün toplumu kucaklamak ile kendisini Cumhurbaşkanlığına taşıyan siyasal zeminin beklentileri arasındaki denge.
Bu ipin altında ise güvenlik ağı yok.
Bir tarafta çözüm isteyen geleneksel CTP seçmeni, diğer tarafta yıllardır sonuçsuz görüşmelerden yorulmuş daha geniş bir toplum…
Erhürman bu iki kıyı arasında köprü kurmaya çalışıyor.
Ama Kıbrıs’ta köprü inşa etmek kolay değildir; daha temel atılırken herkes köprünün hangi tarafa çıktığını sormaya başlar.
Belki Erhürman CTP’yi aşağı çekmiyor.
Belki CTP’yi eski siyasi konfor alanından çıkarıp daha geniş bir seçmen denizine doğru çekiyor.
Ama denize açılmanın küçük bir problemi vardır:
Limanı terk ederken mürettebatın hâlâ gemide olduğundan emin olmak gerekir.
Çünkü yüzde 62,76 büyük bir siyasi sermayedir; fakat siyasetin borsasında dünün hissesi bugünün garantisi değildir.
Şimdi 6 Aralık sandığı yalnızca milletvekillerini ve yerel yöneticileri seçmeyecek.
Bir bakıma Erhürman’ın Cumhurbaşkanlığı çizgisinin CTP bilançosuna kâr mı, zarar mı yazdığını da gösterecek.
O nedenle belki de başlıktaki soruyu tersinden sormak gerekiyor:
Erhürman CTP’yi aşağı mı çekiyor, yoksa CTP Erhürman’ın açmaya çalıştığı yeni siyasi yelkene ayak uydurmakta mı zorlanıyor?
Bunu bugün diplomatik açıklamalardan anlamak kolay değil.
Ama sandığın güzel bir huyu vardır:
Metodoloji konuşmaz.
Oyları sayar.
