Seçimlere doğru doludizgin gidilirken, Cumhuriyet Meclisi’nde sessiz ama karşı devrim niteliğinde bir adım atıldı.
Muhalefet partilerinin de sessiz kaldığı ya da önemsemediği bu adımla partilerin adaylarını yargı gözetiminde ön seçimle yapması zorunluluğu kaldırıldı.
Partiler, artık adaylarını nasıl saptayacaklarını kendileri kendi tüzük ve iç mevzuatlarına göre belirleyecek.
Bu düzenleme demokrasi açısından bir karşı devrim niteliğindedir.
Çünkü parti yönetimleri ve özellikle başkanları, ortadan kalkan yargı denetimi eksikliğinde, diledikleri yöntemle diledikleri kişileri aday gösterme olanağına erişmiş olacaklar.
Demokrasinin özellikle parti içinden başladığı düşünüldüğünde, yapılan değişikliğin lider sultasına neden olması uzak bir ihtimal değil.
Aslında, yargı denetiminde ön seçim zorunluluğu düzenlemesi de yakın geçmişte, özellikle şimdiki Cumhurbaşkanı Erhürman öncülüğünde yapılan bir dizi demokratikleşme adımının önemli bir parçası olarak düzenlenmişti.
Zaten şimdi atılan karşı devrim adımını da kamuoyuna duyuran Cumhurbaşkanı Erhürman oldu.
Ne var ki Erhürman, ilginç bir şekilde, yapılan değişikliğe karşı olmakla birlikte değişikliğin yürürlüğe girmesini onayladığını bildirmiştir.
Onay gerekçesi olarak yaklaşan seçimlerde karışıklık çıkmamasını gösteren Erhürman’ın bu gerekçesi elbette tartışmaya açıktır.
Ne var ki yapılan düzenlemenin demokratik işleyişe negatif etki yapabilecek bir karşı devrim niteliğinde olduğu tartışmaya açık değildir.
Siyaset biliminde, bir partide aday gösterme yetkisi kimdeyse aslında o partinin sahibinin de o olduğu konusunda konsensüs vardır.
Dolayısıyla, 6 Aralık’tan sonra oluşacak parlamentonun ilk görevlerinden birinin de atılan karşı devrim adımını tersine çevirerek, aday gösterme yetkisini yargı denetiminde partinin tüm üyelerinin oy kullanacağı ön seçim yöntemine döndürmek olmalıdır.
