Karma oy gitti. İlk bakışta sandık sadeleşti. Ama siyaset de sadeleşecek mi?

Siyasetimizin en güçlü cümleleri hâlâ duruyor: “Bizim insanımız, köylümüz, mahalleden arkadaşımız, ailesi iyi, çocuğun işine yardımcı olmuştu, bir telefon açtık sorunumuzu halletti.”

Bunların hepsi kötü şeyler değil.

Hatta küçük bir toplumda siyasetçinin ulaşılabilir olması demokrasinin avantajlarından biri sayılabilir.

Milletvekilini sokakta görebilir, belediye başkanına telefonda ulaşabilirsiniz. Sorununuzu doğrudan anlatabilirsiniz.

Ama işte tam burada ince bir çizgi başlıyor. Siyaset biliminde bunun bir adı var:

Klientalizm.

Kelime yabancı, ilişki hiç yabancı değil.

Klientalizm; Siyasetçinin kamu gücü, iş, hizmet, kaynak veya başka bir imkân üzerinden kişiye özel bir fayda sağlaması, karşılığında da siyasi destek beklemesi olarak tanımlanıyor.

Bir siyasetçinin vatandaşın sorunuyla ilgilenmesi klientalizm değildir.

Sorun, kamusal hakkın “kişisel çıkara” dönüştüğü yerde başlar.

“Ben senin işini gördüm. Sen de beni gör” cümlesini çok tanıyoruz.

İşte patron (siyasetçi) ile klient (müşteri) arasındaki ilişki burada kuruluyor.

***

Karma oy hem milletvekilliği hem de belediye meclis üyeliği seçimlerinden çıkarıldı; buna karşılık seçmenin aynı parti içindeki adaylar arasında tercih yapabilmesi devam ediyor.

Dolayısıyla kişisel siyaset bitmedi, sadece hareket alanı daraldı.

Dün farklı partilerin adayları arasında yaşanan “beni tercih et” yarışı, “aynı partilerin içinde” yaşanacak.

Her kişisel oy klientalizm değildir ama seçmen-siyasetçi ilişkisinin kişiselleştiği ortamlarda klientalist ilişkinin kamu kaynakları üzerinden siyasetçi ile seçmeni beslediğini gösteren çok örnek var.

***

Konunun diğer tarafında belediyeler var.

Çünkü “bizim insanımız” siyaseti belediye seçimlerinde çok daha çıplak biçimde görülebiliyor.

Milletvekilinden ülkenin ekonomisini düzeltmesini beklersiniz.

Belediye başkanından ise sokağınızdaki çukuru.

Çöpünüzü.

Parkınızı.

İmarla sorununuzu.

Mahallenizdeki hizmeti.

Yani ilişki çok daha yakın, çok daha günlük.

Yerel seçimlerde adayın “yerli olması”, mahalle veya bölge bağı ve seçmenle kişisel yakınlığının oy davranışını etkileyebiliyor.

Belediye başkanlığı seçimlerinde güçlü bir “dostlar ve komşular” (friends and neighbours) etkisi var.

Burada yine o çizgiye geliyoruz.

Belediye başkanı vatandaşa hizmet götürür. Bu normaldir.

Ama vatandaş, “Bu hizmet benim vergimle yapılan kamu hizmetidir” demek yerine,

“Başkan sağ olsun, benim işimi yaptı” demeye başladığında siyasi ilişkinin niteliği değişir.

Hizmet, herkese eşit kuralla değil de “kim kimi tanıyor” üzerinden dağıtılıyorsa, çıkar ilişkisi başlar.

***

Bu nedenlerle karma oyun kaldırılmasına sadece “pusula sadeleşti” diye bakmak eksik kalır.

Asıl soru şudur:

Hem siyasetçinin hem de seçmenin karşılıklı çıkara bağlı siyaset alışkanlığı da değişecek mi?

Seçmen gerçekten partiye, programa ve siyasi sorumluluğa mı bakacak? Yoksa “bizim insanımız”, “işimi bu yapar” siyasetinin yeni yollarını mı bulacak?

Cevabı yasa değil, sandık verecek. Ama önemli bir soru daha var:

Biz vatandaşı mıyız, klient mıyız?

Bu soru cevapsız kalmaya devam edecek.