Bugün bir kez daha Atatürk’ü anıyoruz. Bu cümleyi yazdıktan sonra kısa bir tereddüt geçirdim. Hani hep övünüyoruz ya Atatürkçüyüz diye, işin aslı Ulu Önder’i andığımız sayılı günler var. Ölüm yıldönümü 10 Kasım, 29 Ekim Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Samsuna’a çıktığı gün… Zorlasam 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi Atatürk’ü anacağımız birkaç gün daha yazabilirim. Bu konuya neden değindim diye merak ediyorsanız hemen yazayım. Atatürkçülük söz konusu olduğunda, adını kullanarak manen bir şeyler elde etmek istediğimizde mangalda kül bırakmayız ama bu işler sadece söylemler ile olmuyor. Cumhuriyetçilik, bazılarımız farklı yorumlasa da milliyetçilik, halkçılık, laiklik, halkın beklediği büyük yatırımları içeren devletçilik ve çağa ayak uydurma gibi Atatürkçülüğün felsefesi olan bu anlayışı ne kadar yaşıyoruz veya yaşatıyoruz diye sormadan edemiyorum…
Eurovision 2026, yapılacaktı, yapılmayacaktı derken, hiçbir şey olmamış gibi gerçekleştirildi. Birkaç ayrıntı var ki onları paylaşmak istiyorum. İspanya, İrlanda, Hollanda, Slovenya ve İzlanda gibi ülkeler İsrail'in katılımı nedeniyle bu yıl 70’incisi düzenlenen yarışmayı boykot etti. Hem Filistinlilere yönelik soykırımı, hem de son İran savaşı nedeni ile Avrupa ülkelerinin yarısı İsrail’e tepki koymuştu. Ama bu tepki sadece söylemde kaldı. İş icraata gelince ikiyüzlülük bir kez daha su yüzüne çıktı. Yarışmayı ikinci sırada tamamlayan İsrail neredeyse birinci gelecekti. Oysa Rusya, Ukrayna’ya saldırdı diye Eurovision’dan ihraç edilmişti. İşte Avrupa’nın ikiyüzlülüğünün bir örneği daha. Avrupa’nın iki yüzünü biz de görmedik mi?
Bakanların görevi halka hizmet etmek, hizmetin önünü açmaktır. Bakanlar icraatlarını halka anlatmak zorundadırlar. Bunu yapmak için sürekli halk ile iç içe olamak zorundadırlar. Basın mensupları ile her fırsatta konuşmalı mesaj vermeli ve mesaj da almaya açık olmalıdırlar. Yani bir siyasetçi hele de Bakan ise her fırsatı değerlendirmek durumundadır. Halka ulaşmanın en kestirme ve doğru yolu da tabi ki medyadır. İşte bundan dolayı Bakanlıklarda basın birimleri oluşturuldu. Başbakan da dâhil, her Bakanlıkta basın işleri ilgili arkadaşlarımız var. Basın işleri ile ilgilenenlerin işi sadece resmi günlerde Bakan adına bildiri yayımlamak, alınan kararları duyurmak, Türkiye’de yaşanan bir gelişme ile ilgili değerlendirmeleri paylaşmak değil elbette. Son zamanlarda ciddi bir sıkıntı var ki bundan biraz söz etmek istiyorum. Eskiden bir bildiri iki de fotoğraf ile bu iş kapatılırdı. Günümüzde özellikle yeni medyanın giderek daha da ön plana çıkması ile fotoğrafın yanı sıra video görüntü de şart oldu. Şart olmasına oldu da bu hizmet genele yayılmadı maalesef.
Basın işleri ile ilgili kadrolar mı açılacak, var olanlar doğru düzgün doldurulacak mı, ne yapılacaksa yapılacak ama bu iş hakkı ile yapılacak. İşçi kadrosu ile basın işleri ile ilgilenen kişileri istihdam etmeyeceksin. Bu uygulama hem o kişilerin basın kartı alamaması gibi mağduriyet yaşanmasına, hem de işlerin doğru düzgün yürümemesine neden oluyor. Mutsuz insanlardan tatmin edici verim almak zordur. İşler yarım yamalak olur kimse memnun kalmaz. Basın kuruluşları fotoğraf bekler, bulamaz, video görüntü ister gelmez.
Ben olsam bu konuyu çok önemserdim çünkü bizim söylemimiz ile ‘basıncı ekibin’ gerçekten önemli bir görevi var. Keşke herkes en yukarıdakiler de dâhil bu görevin sorumluluğunu taşıyabilse! Benimki de düşünce işte…