Pek tabii ki destekçi ülkelerin kayırma ve entrikalarıyla. Aksi halde, Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmek için 1960 Kıbrıs ortaklık Cumhuriyeti Anayasasının Türkler lehindeki hayati öneme haiz 13 maddesini tek taraflı değiştirmeye kalkışmakla, bu amaç için Cumhuriyete iki defa darbe yapmakla, Cumhuriyetin eşit ortağı hem de masum Kıbrıs Türk Halkını silah zoruyla devletten kovarak, yerlerinden yurtlarından göç ettirerek, adanın yüzde üçlük bölümüne sıkıştırıp kuşatma altında ambargo ve izolasyonlara tabi tutup saldırılarla yüzlerce masum Türk’ü katledenler olarak, dolayısıyla Kıbrıs sorununu alem aşikar yaratanlar olarak, sorumluların hala hapislerde çürümeleri gerekirdi.

Öncelikle günümüzde açıkça belli olan aşırı dincilik, ırkçılık ve faşist akımların artması dünyamızın barış ve huzurunun bozulmasında önemli payı olduğu ortada. Kıbrıs meselesinde bu akımların büyük oranda yıkıma ve vahşete sebep olduğu aşikardır. Saldıranlar belli, saldırıya uğrayanlar belli, sorunun sebebi belli başladığı tarih belli olduğu halde maalesef ve ne yazık ki dünyamızın güya söz sahibi ülke ve Kuruluşlarınca ters yüz edilerek desteklendiği apaçık ortadadır, diğer yandan mağdur ve masum olan taraf da aşikar ortadadır ve ne yazık ki yargısız infazla masum taraf 62 yıl 3 aydan beri suçlu sandalyesindedir.

Nedir? Bu karar, Hukuk dışı ve oldubitti bir karardır, kararı verenlerin çıkar hesaplarına göredir, siyasidir ve gerçeklerle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. O yüzden Kıbrıs sorununu darbelerle saldırılarla başlatan tarafın lehinedir, darbecilere büyük bir hediyedir, mükafattır. Lakin, sorunun bitmesine yardımcı değil, maalesef daha da uzamasına ve çözümsüzlüğe hizmet etmektedir. Bunun ispatına gerek yoktur, Kıbrısta yaşanan bütün gerçekler ortadadır ve ispata kafidir. Karar sadece 3 aylık diye alınmıştı, amma haksız hukuksuz, taraflı hem gerçeklere tamamen ters olduğu için işte böyle habire uzatılır, karar uzatılınca çözümsüzlük da uzar, çözümsüzlük uzadıkça karar tekrar uzatılır, bir döngüdür gider, nitekim 3 aylık karar uzatıla uzatıla geldi oldu 747 ay ( 62 sene 3 ay ) az buz zaman değil. Eee bunca uzun zaman her şeyi açığa çıkarır, zemini da kararı da statükosu da sahte, karar saman üzerine çakılı kazık gibi eğreti, koskoca Birleşmiş Milletler GÜVENSİZLİK pardon Güvenlik Konseyi tarafından çakıldı. Hala daha ayni kazığı sürelerle tekrar ayni samana çakarlar. Savaşa da sebep oldular, savaşı önlemek için kıllarını bile kıpırdatmadılar, çözümsüzlüğü sürdürürler işlerine öyle gelir, belki de yeni bir savaş için hazır tutarlar.

İşte sözü edilen bu karar, hile ile alınmış sahte, Hukuk dışı ve gerçeklere tamamen aykırı olarak Dünyayı güya idare eden emperyaller, çıkarcı, saldırgan, savaş ve kaos dolu politik oyunlar düzenleyen 5 ülke tarafından 4 Mart 1964’te alındı. Beşlerden biri olan güya dost ABD, TC Başbakanı Rahmetlik İsmet İnönü Paşamıza söz vermişti, garanti etmişti, ikna etmişti, Kıbrıs sorunu 3 ayda bitirilecek diye, o yüzden 3 aylığına geçici olarak Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimi darbeci Rumlarda kalsın, nasıl olmasa kararla birlikte sözde BM Barış Gücü da Kıbrıs’a gidecekti da asayiş sağlanacaktı. Amma asayiş ve düzenin tesis edilmesinde Barış Gücü, yönetime ( yani Rumlara ) yardımcı olacağı kararda vardı. Belki de bu husus Paşamızın gözünden kaçtı.

* İsmet Paşamız, o zamanlar Türkiye hem Yunan’a çok etkili olan ABD’ye inandı güvendi ama oyuna geldi. 1965’te oyunu fark etti zira 3 ay çoktan geçmiş, Rum saldırıları artmış Türklerin can ve mal kayıplarıyla göçler ikiye üçe katlanmıştı. Çıkıp Amerika’ya gitti ama o zaman da iş işten geçmişti. Kısacası kümes tavuklarla birlikte tilkilerin idaresine teslim edilmişti. Herhalde 3 ayda asayiş- düzen sağlanamazsa durumun ne olacağı hususu gözden kaçmıştı. O haksız karardan sonra Türkler adada ASİ durumuna düştü ve öyle muamele gördü, derdini kimseye anlatamadı, hala da öyle. Bu karar BMGK’nin biçtiği ve Kıbrıs Türk Halkına empoze ettiği idam gömleğiydi. Adeta güneş Türkler için tersten doğar gibiydi. Darbeciler saldırganlar caniler masum görüldü, katledilen mağdur masum Türkler de suçlu gösterildi. Bu durum bu gün hala ayni. Kıbrıs’ta 1964’ten beri BMGK’nin adaletsizliği sürüyor, bütün dünya da mecburen bu karara uyuyor, ceremesini de Türkler çekiyor. Durup dururken Türklerin elinden hileyle alınıp darbecilere verilen Kıbrıs Cumhuriyeti ortaklık hakları tepe tepe kullanılıyor. Şimdi da bu Adaletsiz çıkarcı 5’ler derler ki, aha parametreler oturun anlaşın. Bre ayarsızlar, siz kendi açınızdan sorunu o hukuk dışı kararla hallettiniz. Bütün dünya bu haksız karara istinaden, Referandumda hayır diyen çözümden kaçan taraf hiçbir şey olmamış gibi giderler yıktıkları Cumhuriyetin koltuğuna otururlar. Darbeciler gene egemen gene meşru hükümet ve gene Cumhuriyet ellerinde. Bu karar durdukça Türklere ortaklığını hiç verirler mi, deli olmaları lazım. İçine sıçtığı gibi temizlemek BMGK’ne düşer. Biz Türk tarafı olarak bu şartlar değişmedikçe hak yerine gelmedikçe görüşmelere asla katılmamamız lazım. Ama Federalcilerimiz peşlerinde koştururlar, uçuruma yuvarlanmadan da uykudan uyanamayacaklar, uyanabilirlerse tabii.

Ayni şekilde AB de malum karara uyarak halbuki 3 aylıktı ve geçiciydi ve tam kırk sene sonra 2004’te çözüme ramak kala tam doksandan dönünce, kendi ilkelerini de çiğneyerek, Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Antlaşmalarını hem Anayasasını da çiğneyerek, daha önceden AB’ne üye alınan Yunan’ın, bir hafta sonra AB’ne alınacak diğer 9 ülkenin üyeliğini VETO edeceği şantajına boyun eğen AB, mecburen saldırgan- darebeci- soy kırımcı, Kıbrıs sorununu yaratan tarafı, Türkleri yok sayarak, Cumhuriyet ortaklığını Rumların hesabına onaylayarak sorunlu ve aslında ölü olan ‘ Kıbrıs Cumhuriyetini ‘ üyeliğe alarak en büyük Adaletsizliğe imza attı. Şimdi da koşturur, belki Türkleri kandırır da Rumlara yamalar AB sevdasıyla.

Bayan Leyen, bayan Suica, bayan Metsola, bay Kostas ve diğerleri, 1963’ten beri ölü olan ve BM kayıtlarında Rumlardan oluşan bir Cumhuriyet kaydı bulunmayan ancak emrivakilerle, Adaletsizlikle ve sahte vaatlerin havada dolaştığı kimi zaman tehditlerin yapıldığı bir Referandum döneminde, Hayır diyene çok büyük cezalar, kabul eden tarafa da çok güzel mükafatların verileceği, havuzlu villalarla gökten Avroların yağacağı bir ortamda, hem de Türkler için büyük yıkım olacağı şüphesiz olan planı kabul ettiği halde BMGK haksız cezalarına ilaveten, AB’nin de vaatlerini, verdiği sözleri kendi ayaklarıyla çiğnemek pahasına ekstra cezalar vermesi, RET eden darbeci tarafa ise mükafat vermesi, Türklerin ortaklığı yok sayılma pahasına Rumların bir kez daha ölü Cumhuriyetin egemeni ve meşru yönetimi diye kabul edilmesi ortadayken, bu açıdan başta BMGK ve AB olmak üzere Kıbrıs Türk Halkına ve Garantör Türkiye’ye dünya kamu oyu önünde büyük bir Ö Z Ü R borcu vardır,.

Ayni zamanda 747 aydan beri 186 sayılı siyasi oldubitti yargısız infaz kararın sebep olduğu Türklerin can ve mal kayıplarının, çektiği ezgi zulüm ile cefalarının, korku ve endişelerinin ve tüm mağduriyetlerinin hesabını ve de bedelini BM – AB olarak karşılamak zorundadır. Masum Kıbrıs Türk halkına bu kuruluşlarca hala insanlık dışı ambargo ve izolasyonlar uygulanmakta olup baskılara ve dayatmalara boyun eğmesi ve yapılan haksızlıkların bu suretle üstünün örtülmesi amaçlanmaktadır.

Ey AB, yahu15 Temmuz 1974’te yaşıyor dediğiniz Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, hem BMGK tarafından da 4 Mart 1964’te Cumhuriyetin tek egemeni ve meşru devletin Rumların yönetimi olduğu haksız kararı varken, buna rağmen Rumların EKOA B terör örgütü ile Yunan Cuntasının birlikte Kıbrıs Cumhuriyetine! Cumhurbaşkanına ve sarayına karşı yaptıkları ikinci darbeyi – istilayı niçin yaptıklarını, darbede neler yaptıklarını bilmez misiniz?? Yoksa hiç mi umurunuzda değil, hiç mi anormal değil?? Sizin üyeliğe aldığınız taraf işte darbeleri yapan ikili ana ve yavru, Kıbrıs’ı yıllarca kana bulayarak silah zoruyla Cumhuriyeti işgal edenlerdir.

1980’de de hiç sıkılmadan diğer darbeci aslında istilacı ve Kıbrıs sorununu yaratan Yunan’ı da üyeliğe aldınız. Bu yüzden de çözümsüzlüğü daha da derinleştirdiğinizin farkında değil misiniz?? Bunları Referandumda da RET oyu vereni bir hafta sonra üyeliğe almadan önce düşünecektiniz. Yok yok, sizin hiçbir söz hakkınız olamaz, bilerek yaptığınız büyük yanlışları haksızlıkları sahte vaatleri kulak arkası edemezsiniz. Emekliye ayrılan eski AB yetkilileri günün sonunda Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti!!!! olarak üyeliğe alınması büyük hataydı diyebiliyor. Netice itibarıyla darbecilere destek vermekle suça ortak bile oldunuz.

Diğer yandan da AB, Türkiye’yi kapı eşiğinde bekletir, bin bir dereden su getirir, baskılar şantajlar yapar, daha da önemlisi bu iki darbecinin iki dudağı arasına mahkum eder hiç sıkılmadan. Şimdi da yağ gibi üste çıkar, müzakereler yeniden başlamalı, AB de bunun için katkıya hazırdır der, taraf olmak ister martaval okur. Budur Adaleti, hem AİHM’in tarafsızlığı budur???? Temelinde darbecilerin saldırganların haklı, masum tarafın suçlu sayılması mı vardır?? Yazıklar olsun.

Rumların, 1963’teki Cumhuriyete darbesini müteakip BMGK 186 sayılı kararı, 1974 Yunan Cuntası-EOKA B yaptıkları ikinci darbede hiçbir şey olmamış gibi Rumların gene Cumhuriyetin yönetimini (kaldıysa) elinde tutmasına BMGK’nin göz yumması, BMGS Ortega’nın çözüm içerikli raporunu ret etmesi, 2004 Annan Planı Referandumuna HAYIR demesi, ikide bir görüşme masalarını devirip kaçması, en son olarak da Montana’da her şey masaya konmuşken ve alacağını da almışken aniden söylentilere göre İsrail’in uyarısıyla gene müzakere masasını devirerek pılıyı pırtıyı toplayıp kaçması, tekrar gelip takma kanat takma ayakla malum güçlerce uçurulmaya çalışılan yıkık bir Cumhuriyetin başına oturtulmasında sakınca görülmemesi, devamında Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Antlaşmalarına ve Anayasasına aykırı olarak ve tek taraflı olarak Güney Kıbrıs’a kimi soykırımcı kimi istilacı ve çıkarcı destekçilerine adada üs verip çökmelerine imkan yaratması, bunun için Türkleri hasım gören ülkeleri seçmesi hepsi de hile ve çıkara dayalı hatır gönül bağlamında haksızlıkların ve düşmanlıkların öne çıkmasında çözüm istemeyen lakin ister görünen destekçilerin büyük payı vardır. Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün devamı menfaatleri icabıdır.

AKEL’in kapısını yıllardır aşındıran, attığı çelmeleri görmezden gelip umursamayan, son günlerde Türk düşmanı ırkçı DİSİ partisini de işbirlikçiler listesine ekleyen CTP sayın Başkanı ve ekibinin, Güney Kıbrıs’ı silah deposu, Türkiye karşıtı yabancı askerlerin üssü haline dönüştüren Rumlarla, BMGK-AB’ne ve Rum-Yunan’a güvenip yıllardır sonuç alınamayan Federasyon temelli çözüme varmak yönünde mevcut Garantilerden arınmış olarak geçmişte olduğu gibi omuz omuza birlikte mücadele etmek için dayanışmayı tazelemesi, Güneyin Meclisinde 3 defa karar alınan, siyasi partilerinin de tüzüklerinde mevcut olan ENOSİS’in kapısının ardına kadar açılmasına katkı sağlayacağının farkında bile değiller.

BMGK, 186 sayılı kararı iptal etmeli, Kıbrıs Cumhuriyetini askıya almalıdır. Diğer yandan esas olması gereken husus, Kuzey Kıbrıs’ta mevcut Türk Cumhuriyetinin egemen bir Devlet olarak tanınması, Güneydeki yönetimin de ‘ Kıbrıs Cumhuriyeti ‘nin arkasına saklanmayı bırakıp ortaya çıkması ve 15 TEMMUZ 1974’teki YUNANİSTAN CUNTA ASKERLERİ İLE EOKA B ‘NİN BİRLİKTE SÖZDE KIBRIS CUMHURİYETİNE YAPTIKLARI İKİNCİ BÜYÜK DARBEDE, KIBRIS CUMHURİYETİNİ YIKARAK YERİNE DÜNYAYA İLAN ETTİKLERİ KIBRIS HELEN CUMHURİYETİ olarak iki komşu devletin adada BARIŞ içinde yaşamasına imkan sağlamaktır.

Konumuzu toparlayalım, ne var ki adada asayiş ve düzen sağlanacağı yerde Rum saldırıları daha da arttı, BMGK’den yetki aldı ya daha da saldırdı, sanki Türkler isyan etmiş noktasında, sorun daha da vahim hale geldi. İsmet Paşamız ABD’ne gitti umduğunu bulamadı, oradan verdiği beyanatı 1965’lerde mevzide cep radyosundan kendi sesinden dinledim. Şöyle demişti, ‘ Bu gün Cumartesi yarın Pazar, dostumuz Amerika bizi iğ..…al etti, Türkiye’ye dönünce gereğini yapacağız ‘. Türkiye’ye döndü bazı tedbirler de aldı, İzmir civarındaki bir ABD üssünü kaldırdığı kaldı aklımda. Sıra İncirlik’te dedi, 15-20 gün içinde hükümet düştü.

Kısacası, Türkler savunmada Asi, saldırgan Rumlar haklı ve masum muş gibi yıktıkları Cumhuriyeti de idare edenler olarak Türklere saldırılarla aradan 10 yıl geçti. Türkler kuşatıldıkları bölgelerden dışarı çıkamaz oldu, işine gücüne tarlasına bağına bahçesine, davarının başında gidemez oldu, gidenler geri dönmez oldu. Barış Gücü nezaretindeki Türk hastalar barikatlarda alıkonup katledilip kuyulara atıldı. Sonuçta Hukuk dışı malum karar savaşa sebep oldu. Bu sefer Yunanistan Cuntası daha aşikar ortaya çıktı, bu sürede 20 bin askeri yasa dışı olarak Kıbrıs’a soktu, gemiler dolusu silah ve cephaneyi de. Nihayet, 1974 yılına yakın bir zamanda EOKA B terör örgütü ve Cunta askerleri her gece Polis Karakollarını bombalamaya başladı, ayni zamanda da solcu AKEL yanlılarını ki bunlar sözde Cumhurbaşkanı ayni zamanda Başpiskopos da olan Makarios yanlılarını gördükleri yerde infaz etmeye başladılar 15 Temmuz 1974 tarihine kadar.

15 Temmuz 1974 tarihinde EOKA B terör örgütü ve Yunan Cunta askerleri birlikte tanklar toplar havanlar ve ağır silahlarla CB Makarios ve sarayına saldırdılar, yüzlerce korumayı katledip sarayı darmaduman ettiler. Yaptıkları bu ikinci darbeyle Kıbrıs Cumhuriyetini yıkıp yerine Kıbrıs Helen Cumhuriyetini ilan ettiklerini, terörist başı Sampson’un Cumhurbaşkanı atandığını, hem Makarios’un BMGK’de ifşaatlarını ve itiraflarını vs anlatmaya gerek yok. Daha sonra Garantör Türkiye’nin meşru müdahalesini, 1975 nüfus mübadele antlaşmasını, Rumların BM çözüm planlarını özellikle Annan Planı Referandumunu dahi 186 sayılı BMGK Hukuk dışı oldubitti malum kararın avantajlarından dolayı ret ettiklerini, zamana oynayarak sürekli masaları devirip görüşmeleri bu cihetten terk ettiklerini, Referandumdan bir hafta sonra çok büyük haksızlıkla tek taraflı olarak ve haklarımızın da üzerine çökertilerek nasıl AB’ne alındıklarını da vs aktarmaya lüzum yok sanırım. Hem darbecilerin Cumhuriyeti adeta sırtına vurup labirentlerde Türklerden nasıl kaçırdığını, çıkmaz sokaklarda ne zikzaklar çizdiklerini, her açılan kapıdan içeri daldıklarını, şaşırtmalarla saptırmalarla, hilelerle, Güneyi soykırımcılara, savaş tamtamcılarına hem çıkarcılara nasıl peşkeş çektiklerini da.

Sonuçta söylemek istediklerim, saldırgan darbeci Rumlar aradan geçen 62 yıldan fazla bir zaman içinde öncelikle ve özellikle BMGK’nin O ucube 186 sayılı Adaletsiz ve taraflı karar sayesinde iki defa yıkarak işgal ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti bu gün yaşıyor olamaz, ancak arkasına saklanmak suretiyle Güney Kıbrıs Helen Cumhuriyetini yönetmektedirler. Çeşitli, ülkelerle yaptıkları askeri ve ekonomik üçlü anlaşmaların hepsinde Kıbrıs sorununu yaratanların başında olan mideraları Yunanistan’ı da dahil etmeleri hayallerinde ve hedeflerindeki ENOSİS’i yarı Kıbrıs da olsa örtülü olarak gerçekleştirmiş olduklarını düşünüyorum. Daha düne kadar ellerine almadıkları Kıbrıs Bayrağını şimdilerde az da olsa taşımaları, yapılan eleştirilerin sonucudur. Kimlerle birleşeceğimizi hem aralarında yaşamayı var olmayı nasıl başaracağımızı, ‘köpek Türk’ diye hakaretlerine nasıl katlanıp alışacağımızı, Türkiye garantisinin olmadığı, böyle bir umudun da yokluğunda herkes bol bol özgürce düşünsün, zira ileride bu özgürlüğü nasıl bulacağımızı da.

Sayın CB Erhürman, görüşmelerde neler konuşulur vatandaş olarak bilmek hakkımızdır, bunu geçmiş görüşmeciler için de yazmıştım. Hatta bu güne kadar ne aldık neler verdik bunları da bilmek hakkımızdır, eğer aldığımız bir şey varsa tabii, zira bir Cumhurbaşkanımız, biz en sonunda alacağız demişti, neler kaldı acaba, kaçta kaç kaldı? Gizli papaz olmaz zira.