Seçim sandığı yaklaşırken Kuzey Kıbrıs siyaset sahnesinde eski bir tiyatronun perdeleri yeniden açılıyor. Oyuncular tanıdık, replikler ezberlenmiş, dekorlar yenilenmiş; ancak seyircinin cebindeki elektrik faturası her geçen gün ağırlaşıyor.
Bir tarafta vaatleri gökyüzüne çıkaran, icraatları çoğu zaman yeryüzünde kaybolan UBP; diğer tarafta ilkeleriyle kürsüleri aydınlatan, geçmişteki tercihleriyle sorgulanmayı hak eden CTP.
UBP'nin elinde 2033 vizyonunun parlak projektörleri, CTP'nin dilinde Avrupa değerlerinin demokrasi meşalesi var. Peki, bu kadar ışıklı söylemin ortasında vatandaş neden hâlâ karanlığın faturasını ödüyor?
Çünkü siyasette vizyon, karanlık odaya avize asmak değil, elektrik tesisatını baştan yenilemektir.
İşte KIB-TEK ve AKSA meselesi, iki büyük partinin siyasi karnesindeki en çarpıcı sınav sorusudur.
UBP yıllardır KIB-TEK'i yaşatma ve enerji güvenliğini sağlama nutukları atıyor. Ancak kurumun yapısal sorunları, üretim maliyetleri ve teknolojik yenilenme ihtiyacı, makyajla gizlenemeyen derin kırışıklıklar gibi ortada duruyor.
KIB-TEK'i korumak, onu siyasi sloganların camekânında sergilemek değil; verimli, şeffaf ve sürdürülebilir bir kamu işletmesine dönüştürmektir.
CTP ise AKSA üzerinden özelleştirme karşıtı söylemin bayrağını taşıyor. Ne var ki siyasi hafızanın sigortası kolay kolay atmıyor!
AKSA ile sözleşme ilişkisi 2002'de UBP-DP döneminde başladı, 2009'da CTP-BG hükümeti döneminde yenilendi, 2023'te ise UBP öncülüğündeki hükümet döneminde 2038'e kadar uzatıldı.
Demek ki AKSA meselesinde bir tarafın parmak izi ilk sözleşmede, diğerinin imzası devamında, bugünkü iktidarın mührü ise uzatmada bulunuyor.
Öyleyse geçmişin elektrik panosuna yalnızca rakibinin adını yazmak, kendi siyasi sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor.
Üstelik 2023 anlaşması yalnızca takvime eklenen yıllardan ibaret değil; kapasite artışı ve enterkonnekte sistemin fizibilitesi gibi geleceği ilgilendiren başlıklar da içeriyor.
Peki, bu kadar uzun vadeli sözleşmeler yapılırken ülkenin bağımsız, rekabetçi ve yenilenebilir enerjiye dayalı geleceği hangi somut hesaplarla güvence altına alındı?
Asıl mesele AKSA'nın kapısına kimin kilit vuracağı değil, ülkenin enerji geleceğinin anahtarını kimin halka teslim edeceğidir.
Güneşin yılın büyük bölümünde cömertçe parladığı bir adada, enerji politikasının hâlâ fosil yakıtların gölgesinde tartışılması başlı başına bir siyasi ironidir.
Halk artık hangi partinin daha yüksek sesle bağırdığını değil; elektriği kimin, hangi maliyetle, hangi teknolojiyle ve hangi takvimde üreteceğini bilmek istiyor.
KIB-TEK nasıl modernleşecek, güneş enerjisinin payı nasıl artırılacak, bağımsız denetim nasıl sağlanacak ve Türkiye ile elektrik bağlantısının ekonomik bedeli ne olacak?
Çünkü gerçek proje, seçim meydanında yakılan havai fişek değil; maliyeti, finansmanı, takvimi ve hesabı belli olan bir yol haritasıdır.
UBP de CTP de artık geçmişin karanlığını birbirinin üzerine yıkarak geleceğin ışığını sahiplenemez.
Seçmenin önüne iki ayrı siyasi ampul koymak yetmez; o ampulleri besleyecek sağlam bir enerji sistemi gerekir.
Unutulmamalıdır ki sandıkta vaatler parlayabilir, ancak elektrik düğmesine basıldığında yanan şey ideoloji değil, icraattır.
Ve belki de bu seçimin en acı ironisi şudur: Kıbrıs'ın geleceğini aydınlatmayı vaat edenler, önce Kıbrıs'ın elektriğini nasıl aydınlatacaklarını açıklamak zorundadır!
