Seçim sandığı ufukta görününce siyasetin terazisi şaşıyor; kefelere memleketin gerçekleri yerine sandıktan çıkacak oylar konuluyor. KKTC’de bugün sorulması gereken soru şu: UBP ile CTP, ülkeyi geleceğe taşımakta mı, popülizmin merdivenlerini tırmanmakta mı yarışıyor?

UBP’nin 2033 Vizyonu kapsamında sunduğu 50 proje, toplumun hemen her kesimine uzatılan rengârenk bir vaat buketini andırıyor. Elektrikten sağlığa, ulaşımdan kamu yönetimine kadar her alana bir çiçek iliştiriliyor; fakat bu bahçenin hangi suyla sulanacağı yeterince açıklanmıyor.

Çünkü projenin kimliği, afişteki adından değil; bütçesinden, takviminden ve uygulanabilirliğinden anlaşılır. Bunlar ortaya konulmadığında vizyon, geleceği inşa eden bir plandan çok seçim meydanını aydınlatan bir havai fişeğe dönüşür.

Havai fişek göz alır, alkış toplar, sonra söner. Memleketin elektrik santrali, hastanesi ve bütçe açığı ise yerinde kalır.

CTP cephesinden gündeme gelen 55 yaşında emeklilik yaklaşımı da aynı terazinin diğer kefesinde duruyor. Burada dağıtılan vaat, yalnızca bugünün çalışma hayatını değil, yarının sosyal güvenlik kasasını da ilgilendiriyor.

Emeklilik yaşı, seçim kürsüsünde birkaç cümleyle indirilecek bir rakam değildir. O rakamın arkasında prim ödeyen çalışanlar, aylık bekleyen emekliler ve henüz çalışma hayatına girmemiş gençler vardır.

Dünya, uzayan insan ömrü ve yaşlanan nüfus karşısında emeklilik sistemlerinin kolonlarını güçlendirmeye çalışıyor. Biz ise çatının yükünü hesaplamadan binaya yeni kat çıkmayı mı tartışıyoruz?

OECD göstergeleri, birçok ülkede emeklilik yaşının yükseldiğine ve çalışan nüfus üzerindeki emeklilik yükünün arttığına işaret ediyor. Böyle bir tabloda ters yönde adım atılabilir; ancak bunun yolu siyasi temenniden değil, sağlam bir aktüeryal hesaptan geçer.

OECD ülkelerinde normal emeklilik yaşı ortalama olarak kadınlarda 63,9, erkeklerde 64,7’dir. Bu rakamlar, OECD’nin Pensions at a Glance 2025 raporundaki 2024 yılı karşılaştırmasına aittir. Burada “normal emeklilik yaşı”, 22 yaşında çalışmaya başlayıp kesintisiz prim ödeyen bir kişinin, emekli aylığında erken emeklilik kesintisi olmadan emekli olabildiği yaşı ifade eder. İnsanların fiilen çalışmayı bıraktığı ortalama yaş farklı olabilir. Geleceğe yönelik olarak, mevcut mevzuat temelinde 2024’te çalışmaya başlayanların normal emeklilik yaşının OECD ortalamasında kadınlarda 65,9, erkeklerde 66,4 olması beklenmektedir.

Ülke örnekleri aşağıdadır; tamamı aynı OECD yöntemiyle hesaplanan 2024 değerleridir.

Ülke

Kadın

Erkek

OECD ortalaması

63,9

64,7

Danimarka

67

67

Norveç

67

67

İzlanda

67

67

Hollanda

67

67

ABD

66,7

66,7

Almanya

66,2

66,2

Birleşik Krallık

66

66

Japonya

65

65

Kanada

65

65

Fransa

64,3

64,3

Polonya

60

65

Türkiye

49

52

KKTC’de emeklilik yaşını 55’e çekmeyi savunanların önce kürsüye hesap defterini koyması gerekir. Alkışın kaç saniye sürdüğünü değil, sistemin bu yükü kaç yıl taşıyabileceğini bilmek istiyoruz.

Kaç kişi daha erken emekli olacak, kaç yıl daha fazla aylık alacak? Azalan prim gelirleriyle artan ödemeler arasındaki boşluk hangi kaynakla kapatılacak?

Sosyal Sigortalar’ın çalışan-emekli dengesi nasıl etkilenecek? Devlet bütçesinden aktarılacak ek kaynak, hangi hizmetin payından karşılanacak?

Erken emeklilik, ağır çalışma koşulları veya belirli mesleklerin özellikleri nedeniyle savunulabilir. Fakat kapsamı, koşulları ve finansmanı açıklanmayan genel bir vaat, sosyal adaletin kapısını açarken mali sürdürülebilirliğin penceresini yerinden sökebilir.

Sosyal politika, insanı korurken onu taşıyan sistemi de ayakta tutabilmelidir. Kasası zayıflayan bir düzenin verdiği güvence, yağmurda mürekkebi akan bir senede benzer.

UBP’nin 50 projesi ile CTP’nin 55 yaş emeklilik yaklaşımı farklı vitrinlerde sergileniyor olabilir. Ancak her ikisi için de aynı soruyu sormak zorundayız: Bu vaatlerin maliyeti nedir, kaynağı nerededir, yarınki hesabı kim ödeyecektir?

Muhalefette olmak mali sorumluluktan muafiyet sağlamaz; iktidarda olmak da her vaadi uygulanabilir projeye dönüştürmez. Memleket yönetiminin ölçüsü, vaatlerin sayısı değil, yerine getirilebilirliğidir.

Seçmen, önüne uzatılan her parlak paketin kurdelesine değil, içindeki faturaya bakmalıdır. Çünkü sandık kapanınca meydandaki mikrofonlar susar, bütçenin hesap makinesi çalışmaya devam eder.

Popülizm bugün alkışla borçlanır; yarın o borcu toplumun kapısına bırakır. En ağır taksitleri de çoğu zaman, o vaatlere oy verecek yaşa bile gelmemiş çocuklar öder.