Sadece soy kırımcı değil, daha büyük soy kırımcı olan ve halen Gazze’de soykırıma devam etmekte olan faşist canavar Natanyahu ile her alanda iş tutan, anlaşmalar yapan, tencere kapak misali bir birlerini tamamlayan, Uluslararası Ceza Mahkemesinin kararı gereği görüldüğü yerde tutuklanması söz konusu olmasına rağmen bu kararı çiğneyerek soy kırımcılar olarak kucaklaşmalar tokalaşmalar ve gülücüklerle dünyaya pozlar vererek özellikle askeri alanda işbirliklerini daha da artırma kararlılığını sürekli dillendiren,
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Uluslararası Antlaşmalarına rağmen Kıbrıs’a yasa dışı olarak yabancı ülkelere çıkar karşılığı hava-kara-deniz üsleri veren, sözde Kıbrıs Cumhuriyeti adına yaptığı üçlü antlaşmalara anaları Yunanistan’ı da dahil etmeyi ihmal etmeyen, Cumhuriyetin eşit ortağı Kıbrıs Türk Halkını yok sayan, Meclislerinde her daim ENOSİS kararı olan ve bunu zaman zaman da tazelemeyi ihmal etmeyen, bütün antlaşmaları da Kıbrıs Türk Halkı ve Türkiye’nin aleyhine olacak şekilde yapan, Kıbrıs sorununu büyük bir yalanla Kıbrıslı Türklerin yarattığını ve bunu kahraman Rum polislerinin bastırdığını utanmadan dünyaya ilan eden,
Aslında Kıbrıs sorununun 21 Aralık 1963’te, hazırladıkları Türk Halkını imha planı olan AKRİTAS Planı gereği Türklere saldırarak katliamlara tabi tuttukları zamanda kendilerinin başlattıklarını ve saldırılarını ada çapına yaydıkları bu nedenle Türkleri 103 köyden göç ettirdikleri, ortaklık Devletinden de kovarak bütün devlet organlarını ele geçirmekle başladığını ve bu gerçekleri inkar etmeleri, suçlu olduklarını açıkça ortaya koymaktadır.
Adanın yüzde üçlük bölümüne kapattıkları Cumhuriyetin ortağı Türk Halkını ambargolarla abluka altında tutarak saldırılarla büyük çaplı katliamlara imza atmışlardır. Garantör Türkiye’nin son anlarda ihtar uçuşları ve ültimatomları sayesinde Türklerin top yekün imha edilmekten kurtulduğu dünya tarafından bilinmektedir. 21 Aralık 1963’te başlayan saldırılar Cumhuriyete yapılan ilk darbede devletin bütün resmi daireleri ve organları Rumlar tarafından işgal edilmiştir. Bu maksatla yasa dışı olarak Rumlar 3 yıllık sürede 22 Tabur Milis gücü hazırlamışlardır. 20 bin de Yunan askeri gizlice Kıbrıs’a getirilmiştir. Terörist başı Sampson ise gazetesi Maxi’ye gazete kağıdı diye gemiler dolusu silah ve cephaneyi adaya sokmuştur.
4 Mart 1964’te BMGK toplanıp 186 sayılı hukuk dışı oldubitti kararıyla 3 aylığına Cumhuriyetin idaresi saldırgan Rum ortağa verilmekle, kümesteki tavuklar ne yazık ki tilkilere teslim edilmiştir. Bu Adaletten yoksun adada yaşanan gerçeklere aykırı 186 sayılı karar sayesinde Rum saldırıları daha da artmıştır, Türklerin katledilmesi de öyle. Bu kararın verdiği avantajlar sayesinde şımaran EOKA-Yunan Cuntası ENOSİS’e engel kalmadığına hükmettiler. Acele ENOSİS’i henüz erken bulan Cumhurbaşkanı Makarios karşı çıktığı için darbeciler aylar öncesinden her gece Polis karakollarını bombalamaya, Makarios taraftarlarını da gördükleri yerde aşikar katletmeye başladılar.
Nihayet 15 Temmuz 1974’te, EOKA – Yunan Cuntası birlikteliğinde ‘ Kıbrıs Cumhuriyetine ‘İkinci ve büyük darbeyi yaptılar, dünya da bunu ekranlardan izledi. Cumhurbaşkanlığı sarayında olan Makarios’a ve saraya karşı tanklar, toplar, ağır makineli silahlar ve havanlarla saldırmak suretiyle yapılan darbede yüzlerce koruma katledildi, saray darmadağın edildi, lakin Makarios kaçmayı başardı. Darbeci başı ve baş Terörist Nikos Sampson darbe günü ekranlardan dünyaya açıklamada bulundu ve Kıbrıs Cumhuriyetinin yıkıldığını yerine Kıbrıs Helen Cumhuriyetinin kurulduğunu, kendisinin de Cumhurbaşkanı olarak atandığını, Makarios’u da öldürdüklerini ilan etti, bu konuşmayı ben de izledim.
Makarios’u İngilizler adadan kaçırdı BMGK’ne götürdü, Makarios orada çok itiraflarda bulundu, Türkler adada büyük tehlikededir, acele müdahale ediniz dedi, ardından Türkiye ve İngiltere’ye garantörler olarak müdahale ediniz dedi. Ne BMGK ne de İngiltere hiç oralı olmadılar. Türkiye Kıbrıs’a geldi barışı da asayişi da sağladı, hiç utanmadan BMGK mantar gibi tekrar ortaya çıktı.
186 sayılı oldubitti 3 aylık karar uzatmalarla hala devam ediyor, gün itibarıyla 61 sene 10 oldu ( 742 ay oldu ) Eeee bu da BMGK yüz karası olarak duruyor, büyük savaşın da sebeplerinin en başındadır. Şimdi Gazze’deki soykırım çok çok büyüktür, sebebi de Türkiye gibi bir Garantörünün olmaması.
Ey soy kırımcıyı kutlamaya gelenler, bilesiniz ki Kıbrıs Cumhuriyeti saldırgan darbeci Rumların resmen işgali altındadır, böyle bir durumda Cumhuriyet 1963’ten beri ölüdür, Rumlardan oluşan bir Cumhuriyet kaydı BM’de yoktur, bütün BM çözüm planlarını Rumlar reddettikleri halde Referandum da dahil maalesef arkaları sıvazlanmıştır. Referandumun bir hafta sonrasında tek taraflı AB’ne alınmıştır, halbuki HAYIR diyen taraf cezalandırılacak denmişti, tam tersi oldu EVET diyen Türkler ekstradan cezalandırıldı. O gün bu gündür de cezalı hem de artarak.
Ey kutlamaya gelen Başkanlar, siyasiler, yetkililer. Bilmelisiniz ki Kıbrıs meselesinde tuttuğunuz yol tamamen yanlış bir yoldur, Adaletle, insanlıkla, hak Hukukla, vicdanla, dürüstlükle hiçbir alakası yoktur, yukarıda özetle yazdıklarım gerçeklerle yüzleşiniz, korkmayınız, dünyada yerlerde sürünen Adaleti Kıbrıs’tan başlayarak, Gazze’de devam ettirerek, diğer ülkelerde ilerleterek hak edilen yere getiriniz. Kutlarken toka edeceğiniz ellerde 16 günlük bebelerin, doksanlık yaşlıların, gençlerin, kadınların çocukların masum insanların kanı vardır. Kucaklarken kan kokusu üzerinize konacaktır. Soy kırımcı, diğer soy kırımcı ile sarmaş dolaş, Yunan da. İkisi AB’li, kutlamaya gelenler de mi yoksa? Allah için, kim derdi Kıbrıs meselesinde Rum-Yunan haklı görülecek, el üstünde tutulacak bunca yaptıklarından sonra. Dedik ya dünyada Adalet yoktur, çıkarlar vardır diye.
Bizim tarafa bakacak olursak, başta Rumların sonra da dış güçlerin oyunlarıyla iki parçaya bölündüğümüz gerçeği gün gibi ortada. Cumhuriyet ortaklığımız zorla işgal edildi, bir kenara atıldık yok sayıldık, ama işgalcilere darbecilere hediye edilen yani bizden alınıp verilen ortaklık haklarımız için, Rumların Kıbrıs Cumhuriyetinin tek sahibi ve tek egemeni olmadıklarını göstermek için, BM ve AB’nin hakkımızdaki Adaletsiz kararlarını tutumlarını, haksız cezalarını, hem Rum tarafının AB dönem başkanı olmasını, dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyetinin sahipliğini daha da fazla pekiştirmesini protesto etmek için günler öncesinden sınırlarda eylemler yapmamız gerekirdi. Maduro’ya destek için yollara dökülenler, bizim kendimiz için bu kadarını yapamamış ne yazık ki.
Bakınız Rum başkan hem AB dönem Başkanı bay Hristodulidis ne diyor, 1963’te Türkler isyan etti, Cumhuriyetin Rum polisleri isyanı bastırdı. Kıbrıs sorunu 20 Temmuz 1974’te başladı diyor. 11 sene yok, kayıp. Yıllar önce defalarca yazdım her Aralık ayında 21 Aralık 1963 tarihi Türk soykırımı olarak Meclis kararı alalım, AKRİTAS ve İFESTOS Türkleri imha planları açıklansın, BRT 6 kanallı bir kanalı Türkçe Rumca İngilizce olarak dünyaya duyursun, 1963-74 arasında Rum saldırıları bir bir açıklansın kaç Şehit kaç yaralı, zamanı ve yeri. Ayni şekilde varsa Türk saldırıları da aynen, ve tarafsız olarak diye. Kimse oralı olmadı. Rum başkan Türkler isyan etti, biz bastırdık diyor, eyi varsın bize. Böyle başa böyle tıraş. Kör yiyiciler sizi, bir bok yaptığınız yok, gösterişten makam sevdasından başka. Lanet olsun. Az da olsa istisnalar hariç. Gönül da bırakmadınız yazalım, iki parçalı Milli Dava yürümez.
Sayın CB Erhürman, Rum başkanın İsrail ile son günlerde yaptığı her türlü özellikle askeri alandaki antlaşmalara rağmen görüşmeler tamam mı, devam mı? Yoksa, günün sonunda anlaşma olur ve birleşirsek Güneyin Kıbrıs Cumhuriyeti!!! olarak yaptığı anlaşmalar ve yabancı ülkelerin kurduğu üsler iptal mı edilecek??
