Dünya 2026 yılına çarpıcı bir gelişme ile girdi.

ABD Başkanı Trump'ın emriyle Amerikan Ordusu ve Özel Görev Kuvvetleri Venezuela'ya düzenlediği özel harekatla Başkan Maduro'yu derdest edip ABD'ye götürdü.

Tabii böylesine çarpıcı bir gelişmeyi uluslararası aktörler bulundukları konuma göre değerlendirdi.

Kamuoyunu oluşturan aktörlerin de durumu bundan farklı değil.

Medya önüne çıkan birçok bilim insanı, gazeteci, diplomat olayı kendi inanç ve tarafı oldukları cepheye göre, bilimsellikten uzak bir şekilde ele alıyor.

Bunlar, son yılların cepheleşmiş dünyası içinde çok da beklenmeyen gelişmeler değil.

Ama, bilim insanlarının adı üstünde objektif değerlendirme yapması için, belli başlı olguları alt alta koyup analizi buna uygun yapması gerekmez mi?

O yüzden önce bu çarpıcı gelişmenin temel olgularını, çok kabaca da olsa sıralamak gerekir.

Her şeyden önce, Venezuela ordusunun ya da güvenlik birimlerinin olay esnasında kör, sağır ve dilsiz kaldığı görülmüştür.

Rus ve Çin yapımı hava savunma silahlarının hiçbir şekilde çalışmadığı en temel olgulardan biridir.

Oysa Maduro daha önceleri bu savunma sistemlerini pek çok defa övmüş, Venezuela hava sahasında izinsiz kuş bile uçamayacağına inanç belirtmişti.

İkinci temel olgu, Venezuela asker-sivil bürokrasisi yanında, özellikle halkın da gelişmelere kayıtsız kalmış olmasıdır.

Bu iki olguyu dikkate aldıktan sonra şu kısa analiz yapılabilir.

Uluslararası politikayı ele alan belli başlı ekoller içerisinde, en açıklayıcı ekollerden birinin realist ekol olduğu bilinir.

Bu ekol uluslararası politikanın temel amacının ulusal çıkarları korumak ve geliştirmek, temel aracının da kaba güç (hard power) olduğunu kabul eder.

Trump bu ekolü benimsediğini defalarca açıklamıştır.

Bu son olayda da temel amacının Venezuela'nın petrol rezervleri ve değerli madenleri olduğunu saklamamakta, açıkça vurgulamaktadır.

Trump'ın Maduro operasyonu, çok tartışılıp eleştirilse ve uluslararası hukukla sınırlandırılmaya çalışılsa da realist ekolün argümanlarını güçlendiren güncel bir örnek olay niteliğindedir.

Bu çerçevede olayın, küresel güç dengeleri açısından da stratejik bir hamle olarak okunması gerekir.