KKTC’de son dönemde yaşanan adli olaylar, silahlı saldırılar, tehditler, uyuşturucu vakaları, kadına yönelik şiddet olayları ve trafik kazaları, kamu güvenliği konusunu yeniden toplumun gündemine taşıdı.
Ancak meseleyi sadece “suçlar arttı mı?” sorusuna indirgemek, asıl sorunu görmemize engel olur. Bugün tartışmamız gereken daha kapsamlı bir soru var: KKTC devleti vatandaşının güvenliğini sağlama konusunda ne kadar önleyicidir?
Son günlerde yaşanan ve ehliyetsiz, alkollü ve süratli araç kullanıldığı belirtilen bir trafik kazasında 85 yaşındaki bir insanımızın hayatını kaybetmesi, bu sorunun sadece suçla sınırlı olmadığını gösterdi.
Trafik güvenliği de kamu güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir kişinin ehliyeti olmadan, alkollü şekilde araç kullanabilmesi ve ancak ölümle sonuçlanan bir olaydan sonra sistem tarafından yakalanması, cezalandırmanın yanında önleme kapasitesini de sorgulatmaktadır.
Benzer şekilde bıçaklama, işyerlerinin kurşunlanması, tehdit, uyuşturucu ve organize suç iddiaları toplumda sadece korku yaratmıyor. Devletin kamusal alan üzerindeki kontrolüne ilişkin algıyı da etkiliyor.
Vatandaş açısından önemli olan, istatistiksel olarak suç oranının hangi yönde değiştiğinden önce, kendini güvende hissedip hissetmediğidir. Güvenlik duygusunun aşınması, toplum-devlet ilişkisinde de ciddi sonuçlar doğurabilir.
Bu noktada nüfus ve muhaceret tartışmasını da doğru zemine oturtmak gerekiyor. Ülkede nüfusun gerçek büyüklüğünün, kimlerin hangi statüyle bulunduğunun, adres bilgilerinin ve ekonomik faaliyetlerin sağlıklı biçimde takip edilebilmesi güvenlik politikasının temel koşullarındandır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken kritik ayrım şudur: Güvenlik sorununun nedeni insanların kimliği değil, kayıt ve denetim sistemlerinin yetersizliğidir. Yabancı nüfusu otomatik olarak suçla ilişkilendiren bir yaklaşım hem bilimsel olarak sorunludur hem de toplumsal gerilim yaratır. Devletin görevi kimliklere göre değil, hukuka ve somut risklere göre hareket etmektir.
Bu nedenle İçişleri Bakanlığı'nın nüfus kayıtları, muhaceret ve MAKS gibi sistemleri geliştirme çabaları bu açıdan önemlidir.
Fakat teknoloji tek başına çözüm değildir. Nüfus, adres, araç, ehliyet, muhaceret ve güvenlik verilerinin hukuka uygun, güvenli ve kurumlar arası koordinasyona dayalı biçimde kullanılabilmesi gerekir.
Aksi halde farklı kurumlarda bulunan veriler birbiriyle konuşmayan elektronik dosyalardan ibaret kalır.
Meselenin bir diğer boyutu ise siyasal ve kurumsal denetimdir. Muhalefetin Meclis'i “toplum güvenliği” gündemiyle olağanüstü toplantıya çağırması bu çerçevede önemlidir. Güvenlik konusu artık sadece polisin veya İçişleri Bakanlığı'nın teknik alanı olarak görülmemelidir. Meclis'in görevi, hükümetten “çalışıyoruz” demesini değil, hangi soruna karşı hangi önlemin ne zaman ve hangi sonuçla uygulandığını sormaktır.
Aynı şekilde hükümetin de her adli olayı siyasi saldırı olarak değerlendirmek yerine, kamuoyuna ölçülebilir veriler sunması gerekir.
Öte yandan belediyeler de bu tartışmanın dışında tutulamaz. Özellikle Girne gibi hızlı nüfus artışı, turizm, öğrenci hareketliliği, yoğun trafik ve yapılaşma baskısıyla karşı karşıya olan kentlerde kamu güvenliği merkezi ve yerel yönetimlerin ortak sorumluluğudur.
Aydınlatma, yol güvenliği, kamera sistemleri, çevre düzenlemesi, ruhsatlandırma ve kent planlaması gibi alanlar doğrudan güvenlik algısını etkiler. Merkezi hükümet ile belediyelerin birbirini suçlaması yerine görev, yetki ve kaynakların netleştirilmesi gerekir.
Bütün bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, KKTC'nin ihtiyacı daha fazla güvenlik söylemi değil, daha fazla güvenlik kapasitesidir. Bunun için etkin trafik denetimi, modern polis altyapısı, organize suçla mücadele, uyuşturucu politikası, kadın ve çocukların korunması, nüfus ve adres kayıtlarının güncellenmesi, belediye-polis koordinasyonu ve veri temelli risk analizi birlikte ele alınmalıdır.
Sonuçta kamu güvenliği, sadece suç işlendikten sonra suçluyu yakalamak değildir. Asıl başarı, suçun ve kazanın meydana gelme ihtimalini önceden azaltabilmektir. KKTC'de bugün tartışmamız gereken de tam olarak budur:
Devlet olaylara ne kadar hızlı müdahale ediyor değil, olayların meydana gelmesini ne kadar önleyebiliyor?
Bu soruya verilecek cevap, sadece hükümetin değil, KKTC'deki bütün siyasi aktörlerin yönetme kapasitesinin de sınavı olacaktır.
