Bugün 21 Eylül, Birleşmiş Milletler Uluslararası Barış Günü.

1 Eylül, özellikle Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ta uzun yıllardır “Dünya Barış Günü” olarak anılıyor. Bunun tarihsel kökü, Nazi Almanyası’nın 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgal ederek II. Dünya Savaşı’nı başlatmasına dayanıyor.

21 Eylül ise BM’nin resmî Uluslararası Barış Günü. BM Genel Kurulu günü 1981’de oluşturdu; 2001’de aldığı kararla 21 Eylül’ü sabit tarih yaptı ve günü küresel ateşkes ve şiddetsizlik günü olarak tanımladı.

***

Bir-iki gün içinde Kıbrıs’ın iki lideri de New York’ta olacak.

Ama ortada ne bir barış planı var, ne ortak bir belge, ne de yeniden başlayacak müzakerelerin tarihi.

Hatta çok daha çarpıcı olanı şu:

New York’ta, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in katılımıyla liderlerin bir araya geleceği üçlü bir görüşme bile yok. 5+1 zaten yok.

Liderlerin Lefkoşa temaslarında güven artırıcı önlemler, metodoloji ve özlü konularda henüz yol alınamadı.

Politis’in “New York’a eli boş gidiyorlar” başlığı bu yüzden ağır ama isabetli bir metafor. Liderler, Guterres’in Temmuz sonunda Kıbrıs’a gelmesinden sonra üç kez görüştü; fakat yeni bir 5+1’in önünü açamadı.

Dolayısıyla New York’ta bu kez büyük ölçüde masa değil, koridor diplomasisi de izleyeceğiz.

Rum Lider Nikos Hristodulidis’in önemli bir avantajı var: Uluslararası alanda tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı sıfatıyla BM’de devlet başkanları, dışişleri bakanları ve diplomatlarla açık ve resmî temas yapabiliyor.

New York’un uzun BM koridorlarında bazen bir görüşmenin kendisinden çok görüntüsü de önemlidir.

Bir dışişleri bakanıyla karşılaşılır.

El sıkışılır.

İki dakika konuşulur.

Kameralar görüntüyü alır.

Sonra Lefkoşa’ya “diplomatik temas” olarak döner.

Hristodulidis ile TC Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Temmuz 2025’te BM’deki temaslar sırasında doğrudan görüşmüştü. Bu yıl benzer bir fotoğraf çıkıp çıkmayacağını bilmiyoruz.

***

Kıbrıs Türk tarafının durumu ise çok farklı.

Tufan Erhürman’ın şu ana kadar açıklanan programında Guterres ve Guterres’in Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguín ile görüşmeler var.

Bunun dışında Kıbrıs Türk tarafının uluslararası diplomasisi, tanınmamışlığın getirdiği yapısal sınırlamalar nedeniyle çoğu zaman resmî salonlardan ziyade kapalı odalarda, gayrıresmî temaslarda ve kamuoyuna ayrıntıları açıklanmayan görüşmelerde yürütülüyor.

ABD, İngiltere, AB veya başka aktörlerle temas kurulursa da mesele yalnızca kiminle görüşüldüğü değil; hangi sıfatla, hangi düzeyde ve ne kadar görünür biçimde görüşülebildiği olacak.

***

Bir tarafta devlet protokolünün bütün kapıları…

Diğer tarafta diplomatik olarak açılabilen her kapıyı değerlendirme zorunluluğu.

Kıbrıs sorununun belki de en çıplak fotoğrafı bu.

Ve bütün bunlar ‘Uluslararası Barış Günü’nü de içinde barındıran BM Genel Kurulu haftasında bir kez daha yaşanıyor.

Barıştan söz eden iki toplumun liderleri aynı şehirde olacaklar.

BM Genel Sekreteri de aynı şehirde olacak.

Garantör ülkelerin temsilcileri de orada olacak.

Ama hepsini aynı masanın etrafına oturtacak siyasi zemin henüz yok.

Belki de New York’a gerçekten “boş bavullarla” gidilmesinden daha düşündürücü olan budur.

Sorun belki de bavulların boş olması değil.

Sorun, onları dolduracak ortak iradenin hâlâ üretilememiş olmasıdır.