Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu olsun.
9.9.2022 tarihinde yazıp yayınlanan makalemi, yeniden yayınlama gereği duydum.
Parantez açalım, Rum akademisyen Yorgos Kamullis dedi ki, 15 Temmuz 1974’teki saldırı Yunanistan’ın Kıbrıs’ı istilasıydı. Rusya’nın sonuçlanmamış Ukrayna saldırısının çok ilerisindedir. Garantör Türkiye’nin meşru müdahalesiyle alakası veya benzerliği zerre yoktur.
Cumhurbaşkanı Makarios’u adadan İngilizler kaçırmış, yerine terörist başı Samson atanmış, Kıbrıs Helen Cumhuriyeti ilan edilmiş, Kıbrıs Cumhuriyeti yıkılmıştı. Makarios, BM’de ‘Kıbrıs işgal edilmiştir, acilen müdahale ediniz’ demişti bayan Annita Dimitriu. Haçanda unuttunuz, eşeledikçe küller gözünüze gidiyor. Mertek gözünüzde başkasında çöp aramayın. Cumhuriyet yaşıyor diyorsanız, siz de BM’de bunu Türkiye’ye borçlusunuz, nokta. Başlıktaki konumuza dönelim.
Ey siyasiler, Rumlar kadını-erkeği dört koldan atakta yalanları dünyaya pazarlarken, sizler buna tepki gösterip gerçekleri dünyaya duyurmaktan acizseniz oralarda işiniz ne? Kuyumuz kazılırken kısır çekişmelerle gün geçirirsiniz. Bizler onca mücadeleyi heba edesiniz diye yapmadık. Vatanımızı, mücadeleciler yarattı siz değil, kendinizi üstün sanmayın. Kendinize gelin.
Bir tarafta, uzun yıllar tek yumruk halinde Anavatanımızla birlikte verdiğimiz haklı Ulusal Mücadelemizi yol değiştirerek, içimize sokularak bölen Türk-Türkiye düşmanı, Garantiler karşıtı, 1950 ENOSİS plebisitinin mimarı, Referandumunda çelmeyi atan, Rumlarla Türkler iki varlıktır diyen sn Guterres’e ateş püsküren, Rum-Yunan tezlerini kabul ettirmek için bizi bölme görevini üstlenen AKEL’le birlikte sözde Federasyon için ortak mücadele kararını yenileyip Milli Davamızı sabote etmeye yönelik Devletimize-Anavatanımıza, Milli-Manevi değerlerimize yakışıksız sözlerle saldıran ana muhalefetin başını çektiği güya barış-çözüm yanlısı, Rum-Yunan’ı aklama pahasına Türkiye’ye ‘işgalci-istilacı defol’ diyen, ortaklığımızı işgal edip-ettirenlere, haksız ambargo-izolasyonlara ses çıkarmayan,
Silah zoruyla ortak devletten atılmamızı ‘Türkler kaçtı’ safsatasıyla dillendiren, birçoğunun Türk değil uyduruk Kıbrıslı milletinden olduğu iddiasında Rum’a yamalanmaya, ENOSİS yolunu açmaya yönelik emperyallerin dayatmalarına, hukuk dışı 186 kararına biat eden, 1963’ten 1974’ten Yunan istilasından dersler çıkarmayan, 1960’taki haklarımızın çok gerisine götürüleceğimizi umursamayıp yeniden birleşmeye can atan, Ulusal Davamızı Türkiye ile değil, Kıbrıs sorununun 1974’te başladığını söyleyen yoldaş AKEL’le dayanışma içinde yürütmeye kararlı çevreler.
Diğer tarafta, Ulusal Davamıza gün geçtikçe zarar veren, parti içi sürtüşmelerle koltuk kavgalarının öne çıktığı, şaibeli ihalesiz alımlarla, sürekli atama-görevden almalarla, falso üstüne falsolarla kan kaybeden, istikrarı- güveni kaybeden hükümetin büyük ortağının koltuk koruma çabaları, sendikalara teslim olmuşluğu, muhalefete koz üstüne koz veren bal yapmaz icraatı.
Anavatanımız yanımızda olduğu için, tek ses tek yürek olduğumuz için yıllarca saldırılara, türlü baskılara-zorluklara göğüs gerdik, başardık. Böyle parçalanmış halimizle ne deve yürütülür ne Dava. İlerisi nahoş gelişmelere gebedir.
BMGK-AB’nin bize karşı haksız cezaların tek sebebi vardır. Rum-Yunan’ın bize 11 yılda yaptıklarından dolayı tekrar birleşmeyi asla istemeyeceğimizi bilmeleridir. Bölerek, cezalarla pes ettirip mecburen teslim olmamızı beklerler. İstedikleri biz değiliz ha, Kuzeyi isterler. 59 yıldır bizi yok saymaları, sırtımıza basarak ortaklığımızı saldırganlara vermeleri bundandır. Tezgahın ilk basamağı 3 aylık 186’nın (703 ay oldu) bizleri bıktırıp bölmesi, ikinci basamağı darbecilerin AB üyeliği ile açık denizlerde yelkenleri açması. Adaletsizliğin daniskası işte budur. Türk halkını kıskaca alıp zamanla pes ettirme çabalarıyla ilişkili gerçekler ortadayken hala Federasyonu savunmak ve ne pahasına olursa olsun Rumlarla birleşmek, çobanın topuzuna koyunun sürtünmesiyle aynidir.
İki Maddelik genelgeyi iyi okuyunuz lütfen. AKEL’in 1981’de üyelerine gönderdiği genelgeyi tekrar aktarmak gereği duydum. Madde 1- Kıbrıs sorununun bir savaş ve işgal sorunu olarak 1974’te başladığını içte ve dışta herkese kabul ettirmeliyiz. Madde 2- Kültür, sanat, gelenek, tarih ve folklor gibi yöntemlerle adada ‘Kıbrıslı Türk’ ve hatta ‘Türk’ değil, bir ortak ‘Kıbrıslı’ kimliği olduğunu coğrafi kültürel ve tarihi veriler üzerinden Türk toplumuna kabul ettirmeliyiz. Başarırsak sorun kendiliğinden çözülür. Başaramazsak sonuç iyi olmaz. Yorum sizin.
Yol yakınken aklımızı başımıza alalım, birlik olalım. İç sorunlarımızı Milli Davamızla karıştırmayalım. ( Yazının sonu )
23-24 Nisan’da bu gün ve yarın AB üye ülkelerin başkanları ve diğer yetkililerin katılımıyla AB dönem başkanlığını yürüten Güney Kıbrıs Helen Cumhuriyetinde toplantı düzenleniyor. Sınır kapılarının açılışının 23. Ve Annan Planı Referandumunun (24 Nisan) 22. Yıl dönümünde. Hani aylar öncesinden bütün dünya seferber olmuştu, başta da BMGK, ABD Kıbrıs Elçisi ve AB yetkililerinin her gün ülkemizde propaganda yaptıkları, bin bir yalanla bin bir vaatle ve de tehditle halkımızın çoğunu kandırdıkları devir. Hani Referandumda evet diyen tarafa mükafat hayır diyen tarafa da cezalar verilecek yalanlarıyla, göç edecek olanlara havuzlu villalarla çanta dolusu Avrolar, AB vatandaşlığı, kapıların Avrupa’ya açılacağı, bedava tahsiller vs. ile umutları arşa çıkaran özendirici süslü sözler vardı ya.
Hani, O Referandum sonucunda ne yazık ki tam tersinin yapıldığı, yani evet diyen tarafa BMGK cezalarının yanına okkalı cezaların eklenmesinin, hayır diyen taraf da mükafat olarak haftasına AB tam üyeliğin tüm Kıbrıs adına verilmesiyle Türk halkının üçte ikisinin bu güçlü odaklar tarafından ve de ta ezelden yandaş yoldaş, barışçıl hem gumbaro olan AKEL’in son anda attığı çelmeyle kandırıldığı, 4 Mart 1964’teki BMGK’nin 186 sayılı Hukuk dışı kararla atılan çelmeyle farksız olduğu.
Bu dış güçler de Rum-Yunan gibi, Kıbrıs Cumhuriyeti Uluslararası Kuruluş Antlaşmalarını çiğneyip çiğnetirler. Uluslararası Hukuk ise seyirci kalır hatta kendisi de katkı sağlar çiğnenmesine. Bundan sonra olası Antlaşmalar ne derece geçerli olacak, emsali ortadayken. 3 Aylık alınan 186 karar 746 aya ulaştı, çünkü çözümsüzlüğün çıban başı da ondan.
Bakınız, bu AB üst düzey yetkilileri Güney Kıbrıs’a geldiler ya. İki gün önceki makalemde çağrıda bulundum, ilk defa böyle fırsat elimize geldi, kullanalım dedim. Haksızca Adaletsizce siyasi olarak alınan ve 3 aylık olan 186 sayılı karar neden uzatılır, bu oldubitti yargısız infazla ne hakla Kıbrıs Cumhuriyeti ortaklığımız elimizden alınıp, Kıbrıs sorununu başlatan adayı kana bulayan, Cumhuriyete 2 defa darbe yapan, Türk ortağını devletten kovan, saldıran katleden yok etmeye çalışan Rumlara altın tepside hediye edildi ve masum Türk halkı neye dayanarak ASİ ilan edildi ve cezalanıp ambargolar altında ezilip dünyadan izole edildi, Referandumda hayır diyen darbeciler ceza yerine neden mükafatlandırıldı ve tüm Kıbrıs adına üyeliğe alındı ve Türkler yok sayıldı. Bunlar için, sınırda demokratik şekilde eylem ve protesto yapalım diye çağrı yapmıştım makalemin sonunda. Ne yazık ki ilgilenen olmadı, kulak veren de. Hiç mi umurumuzda değil, Ortaklık haklarımız Güneyde darbeciler ve AB tarafından çiğnenirken?????
Ey Sendikalar, siyasi partiler, Dernekler, örgütler, Halkımız, ülkemizde yaşanan olumsuzlukların başlıca nedeni işte yıllardan beri bizlere haksızca yapılan muameleler, haksızca yargısız infazla suçlu duruma sokulmamız, haksızca cezalandırılmamızın sonucudur. Elimizden yok yere alınan Cumhuriyet ortaklığımızı, darbeci ve esas suçlu durumda olan tarafın tepe tepe kullanmasına imkan verenlere karşı sesimizi duyurmamız, bizi yok saymalarını protesto etmemiz için birlik olmamız gerektiğini ifade etmiştim. Lakin hiçbir duyarlılık gösterilmedi, ama iç meselelerimizde haklı veya haksız Meclis binamız işgal edilir, kırılıp dökülür, kapılar sökülür, Polis engeli aşılır göğüs göğüse itilir kakılır, Polis barikatları kırılır yerlerde sürünür basılır, İtfaiye aracı saldırılara uğrar, taşlar havada uçuşur, Meclis içi panayır yerine dönüşür, bağırma çağırma, hakaretler havada uçuşur maalesef de, esas en önemli husus Milli Davamız, gasp edilen haklarımız, geleceğimiz elimizden alınırken buna sessiz nasıl kalınır efendiler????? Milli Dava böyle yürütülemez, ikiye bölünmüşlük sürerken, biri sağa öteki sola çekerken olsa olsa Rum-Yunan ekmeğine yağ bal sürülmüş olur sadece. Ne oldu bize böyle?????
Yazımı bitirdiğim anda sevgili Polis arkadaşım, 32 yıllık eski komşum, sevdiğim saydığım, dürüst, iyi insan, yardım sever, Vatanına Milletine Davasına bağlı fedakar, sözünün eri sevgili Alper ALASYA’yı kaybettiğimizi büyük bir üzüntüyle öğrendim. Kendisine Allahtan rahmet, yaslı ailesinin, yakınlarının ve Polis Teşkilatının başı sağ olsun.
Fikret ŞANAL
