Geçen haftaki köşemde altını çizdiğim gibi; her ne kadar inkâra yeltense de mevcut KKTC iktidarı giderek ağırlaşan “meşruiyet krizi” ile karşı karşıyadır.
Meşruiyet krizinin bir nevi itirafı olarak yorumlanabilecek şekille, UBP dışındaki koalisyonun küçük ortakları erken seçimin gerekliliğini kerhen terennüm etseler dahi iktidar olmanın nimetlerini kaybetmemek ve seçmenin olası hışmından korktukları için erken seçimi mümkün kılacak eylem içine girmemektedirler.
Başta UBP olmak üzere mevcut durumda gidilecek bir erken seçimden büyük kayıplara uğranacağı çok iyi bilinmektedir. Dolayısıyla, hükümet meşruiyet krizinden çıkış ve olumsuz algıyı değiştirmek için mucize beklentisi ile seçimi ötelemenin uğraşı içerisine girmiştir.
Erken seçimi ötelemek için olası muhalefeti sindirmenin hükümet tarafından bulunan en iyi yolu ise yargının tepesinden gelen anayasa değişikliğini bir nevi tabulaştırarak kendine kalkan etmesi ve referandumu öne çekerek erken seçim tartışmalarına son verme girişimidir.
Referandum yoluyla erken seçimi öteleme planını yaparken hükümetin hafife aldığı konu her ne kadar özüne itirazları olmasa dahi böyle bir zamanda yargı referandumuna gitmenin ne muhalefet ne yargı erki tarafından uygun görüleceğidir.
Mevcut Meclis kompozisyonunda hükümetin Anayasa değişikliği için son derce amatör ve acemi davrandığı, Anayasa değişikliğini empoze ile referanduma götüremeyeceği ve mutlaka muhalefetin de olurunun gerektiği gerçeği bizi yönetenler açısından maalesef trajikomiktir. Şöyle ki, ‘Anayasanın Değiştirilmesi’ başlıklı Madde 162 (1)’e göre; “Bu Anayasa kuralları kısmen veya tamamen ancak Cumhuriyet Meclisinin en az on üyesinin önerisi ve üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun oyuyla değiştirilebilir ve halkoylamasından sonra, kabul edildiği takdirde, Cumhurbaşkanınca on gün içinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girer.”
Sonuç olarak; erken seçimi ötelemek için hükümetin yargı reformunu tabulaştırarak referanduma götürme oyunu muhalefet tarafından bozulmuştur. Ancak, üzülerek belirtmek gerekir ki, yargı reformunun sadece yargı mensuplarının tekelinde görülmesi ve muhalefet de dahil bu konunun tartışılmaya açılmaması son derece manidardır. Bu çerçevede, gelecek haftaki köşe yazımda, çağdaş demokrasilerde kamu reformu niteliğinde olan anayasa değişikliklerinin nasıl bir katılımcı süreçte gerçekleşmesi gerektiğini örneklerle irdeleyeceğim.
