Siyaset bazen geleceği inşa etmekten çok, bugünün çatlaklarını geleceğin afişleriyle örtme sanatına dönüşür. Duvar dökülürken üzerine akıllı şehir görüntüsü yansıtılır; vatandaş sıva beklerken iktidar projektörün çözünürlüğüyle övünür.

Başbakan Ünal Üstel’in açıkladığı 2033 Vizyonu ve 50 proje de şu soruyla sınanmalıdır: Önümüzde bir kalkınma programı mı var, yoksa bugünün hesabını yarının sisine saklayan görkemli bir sahne gösterisi mi?

Çünkü devlet yönetiminde güven, kürsüden geleceğe fırlatılan cümlelerle kurulmaz. Bugün çözülemeyen sorunların önüne 2033 tabelası dikmek, çukura köprü yapmak değildir.

Vatandaş devlet dairesinde bir evrakın peşinden koridor koridor dolaşırken dijital devlet vaatleri, susuz köye çizilmiş çeşme resmine benzer. Önce o musluktan su akmalıdır.

Hastanede randevuya ve ilaca erişim sorunları sürerken geleceğin sağlık tesislerini ekranda gezdirmek de yaranın üzerine merhem yerine broşür koymaktır. Hasta, animasyondaki binanın ışıklarını değil, kendisine açılacak muayene kapısını bekler.

Yolsuzluk iddiaları ve denetim zaafları karşısında ise ihtiyacımız daha parlak sunumlar değil, daha şeffaf bir yönetimdir. İhalenin, harcamanın ve sorumluluğun izlenemediği yerde kalkınma söylemi, kamu parasının üzerine çekilmiş kadife perdeye dönüşür.

Üstelik denetimsizliğin bedeli yalnızca bütçede görünmez; kamu hizmetindeki her ihmal, insan hayatına uzanabilecek bir çatlağı büyütür. Çatlağı boyamakla binanın güvenliği sağlanmaz.

Bir projeyi ciddi kılan, alkışın şiddeti değil; fizibilitesi, finansmanı, takvimi ve hesabı sorulabilir sorumlusudur. Bunlar açıklanmadan “50 proje” demek, boş kasanın üzerine elli ayrı etiket yapıştırmaktır.

KTHY’nin yeniden uçacağı söyleniyorsa sermayesi, filosu, yolcu tahmini ve zarar riskinin kime ait olacağı da ortaya konulmalıdır. Yapay zekâya uçak çizdirmek kolaydır; o uçağın faturası vatandaşın sırtına bindirildiğinde, ekrandaki kanatlar bütçeyi taşımaz.

Enerji yatırımlarında da vatandaşın sorusu basittir: Elektrik ne zaman kesintisiz olacak, maliyeti ne olacak, faturam nasıl değişecek? Dijital santralin bacasından çıkan ışık, karanlıkta kalan evin lambasını yakmaz.

Sosyal konutta asıl mesele maketin güzelliği değil, dar gelirlinin anahtara ulaşabilmesidir. Taksiti geliri yutan bir konut, sosyal politika değil; yoksula vitrinin önünden ev seyrettirmektir.

Elli projenin kaçı yeni, kaçı devralınmış, kaçı ihale edilmiş, kaçı henüz bilgisayar ekranından çıkamamıştır? Bu ayrım yapılmadığında proje kataloğu, siyasi hafızayı silmek için hazırlanmış renkli bir albüme dönüşür.

Başarı kurdele uzunluğuyla değil; tamamlanma oranı, gecikme, maliyet sapması ve toplumsal faydayla ölçülür. Yüz milyonluk iş yüz seksen milyona bitmişse makasın açılışta kestiği kurdele, seksen milyonluk soruyu kesip atamaz.

Her proje için açık ihale bilgileri, bağımsız denetim ve düzenli ilerleme raporları yayımlanmalıdır. Halk, kendi parasıyla finanse edilen gösterinin seyircisi değil, hesabın sahibidir.

Yapay zekâ birkaç saniyede kusursuz bir ülke çizebilir; fakat liyakati atayamaz, ihmali soruşturamaz, kamu parasının hesabını veremez. Bunlar ekranın değil, iktidarın sorumluluğudur.

2033’e uzanan yolun ilk taşı bugün döşenir. Bugünün çukurunu doldurmayanların yarının gökdelenlerini pazarlaması, vizyondan çok sis üretir.

Ve sis ne kadar görkemli aydınlatılırsa aydınlatılsın, devletin yolu görünür hâle gelmez.