Sendikal yaşama büyük değer veren ve önemini her fırsatta dile getiren birisiyim.
Bunu en başta belirterek söze başlamak istedim.
Çünkü sonrasında dile getireceklerim belki de birilerince çok benimsenmeyecek veya belki de yanlış anlaşılacak.
O nedenle de böyle başladık bugüne.
İlk olarak ülkemizdeki duruma bir bakalım.
Sendikal açıdan ne durumdayız..?
Dünyaya bakmamıza gerek yok aslında.
Hemen yanı başımıza, Güney Kıbrıs’a kafamızı çevirip baktığımızda net bir tablo önümüze çıkacaktır.
Kendimizi Güney ile kıyasladığımızda sendikal açıdan geri olmadığımızı, hatta bir çok noktada daha ileride bile olduğumuzu görmekteyiz.
Hangi alanlarda ilerideyiz..?
Sektörel bazda çok daha geniş bir sendikal örgütlenme bizde mevcut.
Her ne kadar da özel sektörde çok geride kalsak da, kamudaki geniş ağ bizi göreceli olarak öne geçirmekte.
Ama en önemlisi sendikal yaşamın hayata etkileri bakımından bizde Güney’e göre çok daha yaygın bir durum söz konusu.
Herhangi bir eylem olduğunda bu hemen gündem oluyor ve doğrudan hayatımıza yansıyor.
İşte bu yansımanın yarattığı etkilerde ciddi yanılgılar yaşıyoruz.
Temel birkaç konuda hegemon duruma geçmiş sendikalarımız var.
En başta eğitim gelmekte.
Öğretmen sendikaları çok yaygın ve bu da onları güçlü kılıyor.
Elbette ki ülkedeki öğretmenlerin sendikal anlamda örgütlenmeleri ve bu yolla haklarına sahip çıkmaları çok değerlidir.
Buna sanırım kimsenin itirazı olmaz.
Diğer yandan kamuda örgütlü çalışanların hemen genel hem de kurumsal sendikaları da oldukça etkili durumda.
Ama işte tam da bu noktada, yani etkinin gücünün kontrolü noktasında ciddi sorunlar yaratıyoruz.
Evet, bu sorunları biz yaratıyoruz.
Sendikalarımızın siyasileşmesinin önüne geçemiyoruz ve haklı bir hak arayışı şeklinde başlayan eylemler siyasi bir silaha dönüşüyor.
Eylemler kamuda örgütlü sendikalar ağırlıklı oldukları içindir ki genelde siyasi erk ile karşı karşıya gelinmektedir.
Tam burada çok ince bir çizgi var.
Sendikal arayış ile siyasi dönüşüm iç içe geçmemelidir.
Bu durum dünyanın her yerinde de aynıdır.
Sendikal eylemlerde siyaset mümkün olduğunca geride bırakılmaktadır.
Ama ne yazık ki bizde durum tam tersine işlemektedir.
İlk basılan düğme ne yazık ki siyaset üzerinden oluyor.
Ve bu da ne yazık ki çoğu zaman geri tepiyor.
Örneğin eğitimde.
Az önce bahsetmiştik, öğretmen sendikaları geniş bir tabana yayıldıkları için oldukça etkili ve güçlü durumdalar.
Hatırlayalım önceki zamanları.
Ne zaman bir durum olsa hemen tüm okullarımız greve çıkmaktaydı.
Eğitim ülke genelindeki devlet okullarında tamamen duruyordu.
Çoğu zaman da günlerce devam bir şekilde hem de.
İlk başlarda bir hak arayışı olarak görülen bu durum, zaman içerisinde çocukların eğitimine zarar vermeye başlayınca tersine dönüverdi.
Veliler haklı olarak çocuklarının eğitimlerinin kesintiye uğramasına tepki verir oldular.
Yönetici durumdaki siyasilere yönelmesi gereken tepkiler de ne yazık ki sendikaları hedef almaya başladı.
Okullarımızda hala eylemler ve grevler olmakta.
Ama eskisi gibi geniş bir şekilde değil.
Gelelim son olaya.
Elektrik işleri..!
Ülkede elektrik konusunun ciddi sıkıntıları olduğu hepimizin malumu.
Çünkü etkilerini doğrudan yaşıyoruz.
İşte bu etkileri yeniden yaşatan son eylemde de artık halkın tepkisinin işveren durumundaki siyasilere değil de hak arayan çalışanlara yöneldiğini gördük.
Çünkü kantarın topuzu kaçmıştı.
İşin içine siyasetin girdiği çok net bir şekilde görüntü vermeye başlayınca halkın tepkisi de doğrudan sendikaya yöneldi.
Bu noktayı daha fazla çalışmalıyız.
Eylemlerin hedef şaşırmaması lazım.
Elbette mağduriyet bir takım etkiler yaratır.
Ama sesimizi duyurmak için her zaman da buna ihtiyacımız yok.
Doğru örgütlenmiş sendikalar, haklı oldukları konularda yola da doğru bir şekilde çıkmaları halinde mutlaka başarılı olurlar ve çalışanların haklarını da korurlar.
İşin içine siyaseti dahil etmeden de bu mümkün.
Sendikal yaşama siyaset yönü verildiğinde ortaya çıkan sonuçların pek de iyi olmadığını gördük ve görmekteyiz.
O nedenle de bırakalım siyaset kendi içinde sendikal yaşam da kendi gücünde devam etsin.