Yeni Boğaziçi köyü Ambelya bölgesinde, Mağusa-İskele Anayoluna Doğu tarafından paralel olan çevre yolunun, ana yol konumunda olan Cristal Roks Otel St. Hilarion ana yolunu krosladığı dört yol kavşağında, tali yol durumundaki karşılıklı kavşağın birinde dur çizgisi, Ambelya Restoran tarafından Mağusa istikametindeki diğer karşı kavşakta da hem DUR çizgisi hem de Dur trafik levhası mevcuttur. Lakin bu dört yol kavşağında tali yollarda seyreden araçların tamamına yakını maalesef kavşakta durmayıp gayet süratli ve tehlikeli şekilde karşı yola girmektedir. Mağusa istikametindeki tali yolun kavşağa kadar sola yani Roks Otel tarafına görüş mesafesi SIFIRDIR. O yüzden burası büyük bir faciaya gebedir diyorum. Bu güne kadar olmaması şansın yaver gitmesindendir.
Bu yolu her gün kullanıyorum, zira bu bölgede ikamet ediyorum. Araba kullanırken, yürüyüş yaparken kavşakta durmayan araçları durdurup ikaz ediyorum, daha az önce biri bayan diğeri pazarlamacı yabancı uyrukluyu durdurdum, tam kavşağı geçerlerken arabamdan işaret ederek. Durdular, birisi endi yürüdü geldi, diğeri arabada kaldı. Kendilerine izah ettim tehlikeyi ve büyüklüğünü, sitemizdeki komşularıma, bölgedeki tanıdıklarımı da bilgilendirdim.
St Hilarion ana yolunun Roks Otel kavşağında da tali yoldan gelip ana yola çıkan kavşakta da görüş mesafesi sıfırdır, dur çizgisi olmasına rağmen duran yok, bazı bayan sürücüler de koskoca siyah cipleri kullanırken ana yola çıkarken yavaşlamadıklarından bir de şöyle genişçe yolda kavis çizerler ki evlere şenlik. Burada da çoook denk gelirim, yolumdur, çok defa da durdururum izah ederim. Yahu durum öyle bir hale geldi ki trafikte insanımız adeta kuralları çiğnemek için yarışır, kendi kurallarını uygulamak için çaba sarf eder. Ben bu kanıya vardım artık.
O yüzden geçmişte bariyerlere, hız kesici tümseklere, yol ortasındaki betonlara çık kızardım, eleştirirdim, tabii durum bu günkü kadar kötü değildi, bize ayıptır derdim, hakarettir derdim, sadece ceza artırımlarıyla bu sorun çözülme ne da azaltılır derdim, yüz karamız derdim, yani halkımıza yakıştırmazdım. Ne oldu, yıllar içinde trafik düzeleceğine daha da beter oldu, cezalar artmaya da devam etti, ama sorun çözülmedi. Bu gidişle de çözülmez. Sorunun eğitim sorunu, anlayış hoşgörü, sabır, saygı sorunu yani insanlık meselesi olduğunu hep savundum ve bu yöne ağırlık vermemiz gerektiğini savundum hep. Trafik seferberliği ilan edip halkımızı hem her kesimden ilgili birimleri de buna dahil etmemizi, organize olmamızı çok savundum, ama olmadı. Bu saatten sonra ki ülkemiz o kadar çok karışık bir nüfus yapısına ulaştı ki çare bulmak da o kadar zorlaştı.
Trafik öyle bir sosyal hayattır ki, bunun kapsamı çeşitli insanların ayni kuralları istisnasız uygulamasını gerektirir, hem milletler hem de zümreler açısından. Doktorundan hemşiresine, hakiminden avukatına, öğretmeninden öğrencisine, memurundan işçisine, Polisinden gardiyanına, bakkalından aşçısına, demircisinden kalıpçısına, şoföründen yolcusuna vs, velhasıl ayni kulvarda yürümeleri lazım, koronun ayni notaları icra etmesi lazım, ki o kadar da kolay değildir, trafik öyle benzine bas da git olayı değildir. Trafik, ucunda ölüm olan yasalarla harmanlanmış yaşamın bir parçasıdır, başka şeye benzemez, affı da yoktur.
O yüzden neresinden başlasak karır, bir an evvel eğitimden, insani değerlerden anlayış hoşgörü, sevgi saygı, sabır gibi değerlerden başlamak gerek. Trafik seferberliği başlatmak gerek, halkımızı da çeşitli ve ilgili kuruluşları da bu seferberliğe ortak etmek gerek. Geniş bir yelpazede fikirleri tartışmak ve yararlanmak gerek. Öyle elit kişiler diyerek insanları ayırmak olmaz. Herkesin fikirlerine saygı duymak değerlendirmek gerek. İnsanlarımızı bu trafik belasının son bulması için hep birlikte yardımcı olmamız gerektiğini anlatmak gerek.
Bu açıdan köyümüzün Belediyesine de gittim, durumu anlattım, yetkili bayan ilgili memuru da çağırdı, başkaları da vardı, her şeyi ve kim olduğumu da söyledim, tehlikeyi izah ettim, sosyal medyada çok kez özellikle yazdım, başlıktaki kuruluşlara da çağrıda bulundum. Sonuç sıfır. Bakınız, Hastane arkası Sanayi bölgesi arasındaki adını ölüm yolu olarak koyduğum o zamanın yeni yapılmış olan bu yolun virajının çok yanlış olduğunu daha birinci günden ve her Pazar günü olmak üzere peş peşe 6 hafta yazdım eleştirdim, uyardım. Duyanlar oldu amma kesin çözümü değil bazı tedbirler aldılar güya her ertesi günü. Çizgiler, yola ince şeritler, yol kenarına bariyer, efendim trafik levhaları falan koydular her Pazartesi, Salı. Bir defasında TEHLİKELİ VİRAJ TABELASI diktiler. İşte o zaman tam çığırından çıktım, yahu dedim yeni bir yol yaptınız, da virajını da çok tehlikeli yaptınız???? diye çok sert eleştirdim, o kadar yer varken??? Ertesi gün o levha kaldırıldı. Yola şeritler kondu. Ben yazdıkça yaptıkları değiştirildi.
Lakin burada her gün ve gece kazalar bir birini kovaladı yanlış virajdan dolayı, virajın meyili yanlıştı, tersti. Virajdan ora arabalar doğru dere yatağına, çok yaralılar oldu, zemin gonno kil yumuşak olduğundan dolayı hafif atlatıldı. Sürekli yol kenardaki kırılan ezilen bariyerler metrelerce hemen her birkaç günde değiştirildi trafik olaylarından dolayı. Arabalar pata küta yoldan çıkan bariyerlere oradan da tumba aşağıya. Uzun zaman böyle gitti. Lakin her zaman şans yaver gitmez, gecenin birinde tam kavşak ortasında yüz yüze çarpışma oldu, 2 can kaybı oldu, çok yazık oldu, halbuki ihmal edilmeseydi bu gün hayatta olacaklardı. Hala viraj düzeltilmiş değildir, sadece radar konmuştur.
Birkaç ay sonra, aylarca yıllarca sessiz kalan güya Trafik kazası önleyici örgütler dernekler koca karı hikayesi misali ölenlerin ailelerini de yanlarına alarak olay mahalline gelip protesto ettiler, ben sonradan duydum. En sonunda da yıllar sonra konu kavşağın tam girişine radar kondu. Böyle olduğu halde trafik hadiseleri olmakta, bariyerler upuzun yerlerde. O yüzden halkın vaziyetini, sürücülerin durumunu, ilgililerin umursamazlığını göz önünde bulundurarak, Belediyeye gitmekteki amacım bu dört yol kavşağına da insanımızın hepimizin de hak ettiği beton mu konur, tümsek mi konur, bunun yapılması içindir. Anladım ki nüfus yelpazemizin fazlası artık Trafik ikaz işaretlerine, çizgilerine pek aldırmaz oldu, hak ettiğimizden diyorum iniş yokuş falan. Haaa yerlilerimizi ayrı tuttuğumu sanmayın sakın. Gidişattan trafiğin düzeleceğine umudum kalmadı. İnşallah şansımız her zamankinden daha fazla yaver gider.
İşte o zamanlar bu iki aile, resmi ilgili ve yetkililer için dava açmış olsalardı gazete makalelerimi ( o zamanlar en çok Kıbrıs Gazetesinde yazardım, muhabirler evime gelip röportaj da yapmışlardı ) alıp Mahkemede aleyhlerine tanıklık yapacaktım. Haaaa, bunu yazmaktaki amacım tabii Allah göstermesin, kararımın arkasında olduğumu belirtmektir. İlgililer bu yerler ve diğerleri için gerekli tedbiri acilen alırlar umarım, durum ciddidir yarın çok geç olabilir.
Eleştirilerim—başarılar. Serbest Liman yolu-Sulu Çember- Trafik ışıkları yolu (Panayır yeri ) Sevgili dostum refikim sayın Eşref Çetinel ile birlikte. Yeni yapılan Büyük Sanayi bölgesi arkasından geçip Lefkoşa ana yoluna çemberle bağlanan çevre yol ile ölüm yolu dediğim yolun bir çember vaziyetinde şimdiki gibi kullanılması için ve özellikle Ambulansların daha rahat hareket alanına kavuşması için ve de trafiğin rahatlaması adına tekrar tekrar üzerine basa basa ısrarla yazdım. Uzun zaman sonra toplandı ilgililer ve yola NEŞTER vurma kararı aldılar. Yazmaya devam ettim aradan 8 ay daha geçti, en nihayet ifade önerdiğim şekilde uygulamaya koydular. Lefkoşa yolundaki yeni yapılan çember yakınında elektrik direği genişletilen yolun tamamen yanında toprak zeminde çok uzun zaman tehlikeli şekilde bırakıldı, direk kaldırılana kadar devamlı yazdım. Ama gazetelerde bölgenin ilgililerine övgüler gırla neşteri vurmuşlar başlığıyla. İşte klasik durumumuz bu. Gidenler gitti.
Yeni yapılan Mağusa-Salamis-İskele yolu için, yol bitmeden çemberlere ayrılan toprak zemini görünce yanlış çemberler olacağını, yapıldıktan sonra yanlışlığın ortaya çıktığını ve düzeltilmesi için yazılarım. Evet yolda çalışmalar tekrar başladı çembere yakın yol kenarları köşeler falan açıldı. Yollar bitti kaldırımlar yapıldı, ben de köyüme taşındım, eyvah yollarda cep yok. Pazar günü yazdım Kıbrıs Gazetesine, ertesi gün öğleden sonra iş makinaları yol kenarlarına taşındı. Kaldırımlar kırıldı, akabinde bordürler falan paletler getirildi mekana. Hayli zaman geçti, kırılan yerler durur bordürler da. Tekrar yazdık ne oluyor dedik, ertesi gün yollar şantiye alanı oldu ve tamamlandı, yoksa bozulan araçlar olduğu gibi yol ortasında kalacaktı. Bir Vatandaş olarak şimdilik bu kadar yazalım.
BM GENEL KURULU, BM’NİN HEM KOMŞUNUN TUTUMU
81. BM Genel kurulu yapıldı, soykırımcılar, darbeciler damga vurdu. Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından Soykırım ve savaş suçlusu olarak hakkında görüldüğü yerde tutuklanma kararı olan katil İsrail başbakanı Netanyahu Genel kurula geldi ve konuştu. Ama Filistin Devlet Başkanı Sayın Mahmut Abbas, Genel kurula gidip konuşamadı, çünkü İsrail destekçisi birlikte ayni suça ortak olan lakin güçlüdür diye Adaletin sökmediği, bu yüzden ayrıcalığı olan ABD’nin vize vermemesi.
Diğer yandan, Kıbrıs ortaklık Cumhuriyetini darbelerle yerle bir eden, 1960 Kuruluş Antlaşmalarını hem Anayasasını çiğneyen, Cumhuriyetin eşit Kurucu ortağı Kıbrıs Türk Halkını ENOSİS amacıyla silah zoruyla Devletten kovan, yüzlerce masum bebek çocuk genç yaşlı kadın erkek demeden katleden, toplu katliamlarla çukurlara gömen, sonunda da savaşa neden olan 15 Temmuz 1974’teki ikinci darbede Kıbrıs Cumhuriyetini yıktıklarını ve yerine KIBRIS HELEN CUMHURİYETİNİ ilan ettiklerini, Cumhurbaşkanı Makarios’u öldürdüklerini ve yerine terörist başı NİKOS SAMPSONU atadıklarını ekranlardan dünyaya ilan eden, Cumhurbaşkanlığı sarayını darmaduman edip yüzlerce muhafızı da katleden diğer kurucu ortak olan soykırımcı darbeci saldırgan Kıbrıs sorununu yaratanların, Kıbrıslı Rumların lideri Hristodulidis’in de Genel kurula katılıp konuşması.
Kıbrıs sorununda tamamen masum ve mağdur olan, BMGK’nin Adaletsiz taraflı çıkarcı ve gerçeklere tamamen ters olan kasıtlı 186 kararıyla ASİ ilan edilip dünyadan izole ambargolar altında 63 yıldan beri insanlığa aykırı, insanlık dışı muameleye tabi tutulup baskılarla cezalarla dayatmalarla velhasıl büyük haksızlıklarla ezilmeye ve teslim olmaya zorlanan, buna mecbur bırakılan Kıbrıs Türk Halkının seçilmiş Cumhurbaşkanı Sayın Erhürman’ın BM Genel Kurulu salonuna girememesi, kürsüde konuşma yapamaması yetmezmiş gibi, saldırgan işgalci darbeci Rum yetkililerinin, Sayın Erhürman ve ekibinin herhangi bir BM üyesi ülkelerin yetkilileriyle salon dışında başka bir yerde dahi temas kurmasını, görüşme yapmasını bütün üye ülkelere mektuplar gönderip telefonlarla da engelleme girişimleri ayrıca Rum liderin mutat yalanlarına daha başka yalanları ekleyerek propaganda yapması. Genel kurula İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın işbirlikleri de damga vurmuştur. Yunanistan, zaten Kıbrıs sorununun ta başından beri sorunun en önde olan başrol oyuncusudur.
BMGK, AB’NİN TUTUMU
BMGK belki de tarihin en büyük yanlışını yapmıştır. Göz göre göre alem aşikar, İngilizler de buna birebir tanık, Kıbrıs Cumhuriyetinin Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafsız Alman Profösür FORSTHOFF’un, CB Makarios’un Anayasayı zorla değiştirme girişimine ve bu amaçla Türklere saldırılarına karşı çıkarak uyarıda bulunması ve protesto etmesi de belgelerle ortada olduğu halde BMGK’nin tüm bunlara aldırmadan daimi 5 üyenin de adada elçileri de olduğu halde ve Kıbrıs sorununu Rumlarla Yunan’ın başlattığı gün gibi ortadayken, 4 Mart 1964’te alığı Hukuk dışı oldu bitti 186 sayılı kararla Cumhuriyetin yönetiminin tek taraflı olarak darbeci saldırgan Rumlara teslim eden kararda adaya sözde Barış Gücü gönderilmesi ayni zamanda bu gücün kan dökülmesini ve saldırıların durdurulması için de Rum yönetimine yardımcı olmasının kararda yer alması, Türkleri ASİ durumuna sokulmasıyla saldırıların kat kat arttığı ve kümesin tilkilere teslim edildiği ortaya çıkmıştır.
3 ay için alınan konu ucube kararın, çözümsüzlüğün en birinci sebebi olması hasebiyle bu gün itibarıyla uzatmalarla 751 aya vardırılması, bu zaman dilimi içinde de Rum-Yunan’ın ikinci büyük darbeyi gerçekleştirmesi, akabinde de savaşa neden olması BMGK’nin Adaletten uzak gerçeklere ters düşen taraflı ve çıkarlarına dayalı karar ve tutumları, miadının çoktan dolduğunu açıkça göstermektedir.
Buna paralel olarak Hukuk dışı 186 kararına yaslanan AB’de, BMGK gibi ayni yolun yolcusudur. Bütün BM çözüm planlarını ret ettikleri halde Referandum da dahil olmak üzere ret eden taraf olan Rum ortağı haksızca tek taraflı olarak kendi ilkelerini hem KC Antlaşmalarını da Anayasasını da çiğneyerek darbecileri AB üyeliğine almıştır, hem de güya tüm Kıbrıs adına, verdikleri sözler vaatler vs, hepsi fos çıkmıştır, havada kalmıştır. Bütün çözüm planlarını kabul eden Türklere de cezalar daha da katlanmıştır. İşte bu utanmaz rezzil, Adaletsiz, Allahsızların hala dayatmalarla, baskılarla, şantajlarla kasıtlı yaptıkları haksızlıkları, Türklerin bunlara uzun zaman içinde pes dip boyun eğerek teslim olmalarını sağlayarak kapatmak istemektedirler.
Bayan Holguin Ekim’de tekrar adaya gelecekmiş, durumu idare edip Türkleri ikna etmeye. Kendisine tekrarlayım, çözümün anahtarı BMGK’de dolabın içinde çekmecededir kilidin yanında. Gelmeden önce aç da gel. 186 kararını askıya aldır da gel, Adaleti sağla da öyle gel. Suçluları koltuklardan kaldır sanık sandalyesine oturt da gel. Kıbrıs Türk Halkı ve Türkiye için BMGK’den büyük bir ÖZÜR ÇIKART DA GEL.
SAYIN İNCİRLİ NEDEN NE SUYA NE SABUNA???
Son zamanlarda ve günlerde Kıbrıs konusunda Rum komşumuzun bize karşı takındığı ve giriştiği çeşitli konulardaki sosyal etkinliklerimize mani olma ve BM Genel Kurulu münasebetiyle oralarda yabancı ülke temsilcileriyle konuşmamızı dahi engelleme çabalarına, çözümü baltalama ve çözümsüzlüğü pekiştirme uğraşlarına karşı neden herhangi bir tepki koymaktan kaçınıyor acaba? Da bütün gayretini seçime odaklıyor? Siyasetle ilgisi yok mu, bize karşı yapılan insanlık dışı, etik dışı muamelelere, komşunun yalanlarına diyeceği yok mu? CTP kökenli Sayın Cumhurbaşkanımıza bir destek atışı neden yok???
