Politika, evrensel kuralları olan, bu kuralları yerele uyumlaştırdığınız oranda başarı getiren bir bilim ve sanattır.

Politikanın uluslararası boyutta uygulanan türü olan uluslararası politika ya da daha kısa anlatımıyla diplomasi ise, klasik politikadan da fazla ustalık gerektiren bir alandır.

Çünkü diplomaside duygular ve inançlar katı realiteler karşısında işe yaramaz bir retorikten ibaret kalır.

Her yıl Eylül ayında diplomasinin merkezi New York böylesine retoriklerle katı realitelerin karşılaştığı bir sahne işlevi görür.

Bu sahnenin diplomat denilen aktörleri kendi toplumsal, ulusal amaçlarını ve çıkarlarını, güçleri oranında, en çoklaştırmak için boy gösterirler.

Nitekim bu yıl da öyle oldu.

1964 yılından beridir BM'nin, daha doğrusu onun merkezi New York'un gündeminde olan Kıbrıs sorununun aktörleri bu platformda bir kez daha yer aldı.

Elbette, sorunun iki aktörü olarak bilinen Kıbrıslı Rumlarla Türklerin başkanları, BM Genel Sekreteri ve maiyeti başta olmak üzere farklı aktörlerle görüştü.

Ne var ki birbiriyle ikili ya da BM Genel Sekreteri’nin de dahil olduğu üçlü bir görüşme yapmamaları bazı çevrelerde eleştiri konusu oldu.

Oysa, Hristodulidis ve Erhürman'ın Lefkoşa'da yaptıkları görüşmelerin beklenen verimlilikte geçmediği, tarafların ne amaçta ne de yöntemde ilerleme sağlamadığı bilinmekteydi.

O yüzden Genel Sekreter, tarafların kendisiyle görüşecekleri bir üçlü toplantıyı programına almamıştı.

Bir başka anlatımla, New York'a yaslı gidip şen dönmeyi, politik gerçekçiliğe sahip kimse beklemiyordu.

Bu nedenle, Hristodulidis’in diplomatik algı kapsamındaki üçlü görüşme teklifini, Erhürman kabul etmedi diye onu eleştirmek hem hakkaniyetli değil hem de diplomasi sanatına uygun değil.

Elbette herkesin diplomasiye göre, onun kurallarına uygun düşünmesi beklenmez.

Realiteler yerine inançlar, ideolojiler, saplantı haline gelmiş postülalarla da düşünüp hareket edebilirsiniz.

Polyannacılık da yapabilirsiniz.

Ama Polyannacılık diplomasiye en uzak inanç ve düşünce şeklidir.