Son günlerde nerede ise her ortamda tartışılan konu hiç kuşkusuz devletin tarihte bu kadar yolsuzluk ve rüşvet tuzağına yakalanmamış olmasıdır.

Elbette giderek yayılan bu kanaat sadece söylenti, iddia ve iftira temelinde olmayıp maalesef somut gerçeklere de dayanmaktadır.

Bilindiği gibi; uluslararası normlara göre her yıl hazırlanan “Kuzey Kıbrıs Yolsuzluk Raporları” KKTC’de yolsuzluk algısının giderek kötüleştiğini göstermektedir. Kuzey Kıbrıs Yolsuzluk Algısı 2024 Raporu’na göre, Kuzey Kıbrıs, Yolsuzluk sıralamasında 180 ülke arasında son beş yılda 81’inci sıradan 140’ıncı sıraya geriledi. Demek ki, son 5 yılda ülke de yolsuzluklar giderek artmıştır.

Hazırlanan raporun anket sonuçlarına göre, iş insanlarının yüzde 60’ı kabine üyelerinin yaygın bir şekilde yolsuzluk yaptığını ifade ederken yüzde 55’i ise, üst düzey memurlar arasında yolsuzluğun yaygın olduğu yanıtını verdi. Bahse konu raporda yine her üç iş adamından biri devlette işlem yapmak için rüşvet vermek zorunda olduğunu iddia etmiştir.

Yolsuzluk raporu ile ortaya konan giderek kötüleşen yolsuzluk algısına paralel son zamanlarda bazı üst düzey bürokratların yolsuzluk ve rüşvet suçlamalarıyla polis tarafından tutuklanması ve mahkeme süreçlerinde suç ağının siyasilere kadar uzandığı yönündeki tanıklıklar bu konuda vurdumduymaz davranan siyaset kurumunun suratına bir nevi şamar etkisi yapmıştır.

Devlet düzeyinde gözlemlenen yolsuzluk ve rüşvet olguları maalesef başta UBP olmak üzere hükümete yönelik giderek artan büyük bir tepki ve infial yaratmıştır. Bu noktada paniğe kapılan hükümet kanadı algıyı değiştirme için bürokrat değiştirme yoluna gitmiştir. Ancak maatteessüf bu yaklaşım hem yolsuzluğun önlenmesinde etkisiz hem de algıyı değiştirmede nafiledir.

Meşhur kadı hikayesinin ortaya koyduğu gibi; KKTC’de kurulan yolsuzluk ve rüşvet sarmalından nemalananların bu konuda samimi ve kararlı bir şekilde önlem almasını beklemek saftirik olur.

Yolsuzluğu en düşük düzeye indiren özellikle İskandinav ülkeleri bunu kişiler üzerinden değil güçlü ve etkin devlet yapısı kurmakla başarmışlardır. Şöyle ki, Dünya Bankası’nın yıllık olarak yayımladığı İyi Yönetişim İndeksine göre en iyi ülkeler sırasıyla Estonya, İsviçre, Norveç, Danimarka, İsveç, İrlanda, Lüksemburg, Hollanda, Finlandiya ve Yeni Zelanda’dır. Bu ülkelerin ekseriyetini teşkil eden Danimarka, Finlandiya, Singapur, Yeni Zelanda, Norveç, İsviçre ve İsveç (son on üç yılda neredeyse tamamı 80'in üzerinde puan alarak), dünyanın en az yolsuz ülkeleri olarak algılanmaktadır.

Yolsuzluğu asgariye indiren söz konusu ülkelerde oluşturulan güçlü ve etkin devlet yapısının özellikleri vatandaşın devletten talepte bulunma ve hesap sorma hakkı, siyasi istikrar ve çatışmasız huzur ortamı, devlet kurumlarının etkililiği, düzenlemelerin kalitesi, hukukun üstünlüğü ve yolsuzluğun kontrolü şeklinde özetlenmektedir.

Sonuç olarak; KKTC’deki siyaset kurumu yolsuzluğu ve rüşveti önlemede samimi ve kararlı ise göz boyama anlamına gelen bürokrat ve/veya bakan değişimi yerine İskandinav ülkelerinde olduğu gibi güçlü ve etkin devlet yapısı için behemehal yapısal dönüşüme gitmeli ve bu çerçevede AB’nin aday ülkelere tavsiyelerinde yer alan BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi ve ilgili Avrupa Konseyi Sözleşmeleri ile GRECO tarafından yayınlanan tavsiyeleri etkili bir şekilde takip ederek net bir siyasi irade ve vizyonu yansıtan, güvenilir ve gerçekçi bir eylem planıyla desteklenen bir yolsuzlukla mücadele stratejisi geliştirmelidir.