Başkan değişiyor, üyeler değişiyor, gerekçeler değişiyor; fakat DAÜ’nün üzerinden geçen siyasi gölge bir türlü değişmiyor.

Sanki üniversitenin kapısında akademik takvim değil, siyasal takvim asılı; yapraklar düştükçe koltuklar sallanıyor, koltuklar sallandıkça kurumun hafızası biraz daha yoruluyor.

16 Eylül’de Bakanlar Kurulu’nun yaptığı önerilere bu nedenle yalnızca birkaç ismin değiştirilmesi olarak bakılabilir mi?

Çünkü mesele sandalyelerde kimin oturacağı değil, o sandalyelerin üniversite aklıyla mı yoksa siyasetin pusulasıyla mı döneceğidir.

DAÜ bir satranç tahtası değildir; yöneticileri de siyasal hamlelerin ileri sürülen ya da gerektiğinde geri çekilen taşları olmamalıdır.

Üniversitelerde koltuklar gelip geçicidir, fakat o koltuklarda alınan kararların bıraktığı iz bazen yıllarca silinmez.

Şimdi Cumhurbaşkanı’nın önünde yalnızca isimler değil, aynı zamanda çok daha temel bir kurumsal sınav duruyor: Belirlenen kriterler kâğıdın üzerinde mi kalacak, yoksa gerçekten terazinin kefesine mi konulacak?

Çünkü liyakat terazisinin ayarı siyasetin eline bırakılırsa, tartılan insanlar gibi görünür ama gerçekte kaybedilen kurumun kendisi olur.

DAÜ hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir; olmamalıdır.

Üniversitenin bahçesinde yetişmesi gereken şey siyasi sadakat değil, bilim; gölgesinde dinlenilmesi gereken ağaç ise parti ilişkileri değil, kurumsal özerklik olmalıdır.

Bir üniversiteyi seçim takvimlerinin rüzgârına göre eğip bükerseniz, bir süre sonra gövdesinin neden doğrulamadığını sorgulamanın da fazla anlamı kalmaz.

Çünkü kurumların omurgası bir günde kırılmaz; küçük müdahaleler, geçici hesaplar ve “bu defalık” denilen tercihler zamanla o omurları sessizce aşındırır.

Bu nedenle bugün sorulması gereken soru yalnızca “Kim başkan olacak?” değildir.

Asıl soru şudur: DAÜ, siyasi hesapların üniversitesi görüntüsünden ne zaman uzaklaşıp kurumsal aklın üniversitesi olarak yoluna devam edecek?

Bir başka soru daha var: Üniversitenin dümenini kim tutacak diye kavga ederken, geminin hangi limana gittiğini ne zaman konuşacağız?

Çünkü kaptanlar değişebilir, mürettebat değişebilir, hatta rota üzerinde tartışmalar çıkabilir; fakat pusula siyasete göre ayarlanırsa geminin adı DAÜ olsa bile varacağı limanı artık akademik akıl belirlemez.

Üniversiteler koltuklarla değil, itibarla yaşar.

Koltukların ömrü birkaç yıl olabilir; fakat kaybedilen akademik güvenin, kurumsal saygınlığın ve toplumsal itibarın yeniden inşa edilmesi bazen kuşaklar alır.

Üstelik koltuk kavgası büyüdükçe koltuk büyümez; üniversite küçülür.

Bugün korunması gereken bir başkanlık makamı, bir üyelik ya da birkaç kişinin pozisyonu değil; DAÜ’nün yarınıdır.

Çünkü bu kavganın faturası günü geldiğinde koltuğundan kalkan başkanlara, görev süresi biten üyelere ya da değişen hükümetlere kesilmeyecek.

Fatura DAÜ’nün masasına bırakılacak.

Ve artık o masaya yeni faturalar değil; bilim, liyakat, özerklik, kurumsal akıl ve gelecek bırakılmalıdır.

Çünkü DAÜ’nün kaybedecek bir koltuğu olabilir.

Ama kaybedecek bir geleceği olmamalıdır.

Nokta.