Seçim kampanyalarına start verildi. Kıbrıs Türk siyasal yelpazesinin merkez sağındaki UBP ile merkez solundaki CTP seçim vaatlerini sıralamaya başladı.
Seçim dönemleri biraz da vaat mevsimidir. Siyasal partilerin gerek kendi tabanlarını konsolide etmek gerekse kararsız oyları devşirebilmek için ülkenin sorunları ile çözüm önerileri arasında ikna edici bir bağ kurmaları beklenir.
Her partinin seçmene yönelik vaatleri, kendi siyasal meşrebine göre şekillenir.
Bu çerçevede ana muhalefet partisi CTP “Ortak Gelecek” programı adı altında daha çok kurumsal reform ve kamu politikası odaklı bir yaklaşım sergilerken, koalisyon hükümetinin büyük ortağı UBP ise “Hedef 2033” programıyla özellikle fiziksel yatırım ve proje odaklı kalkınmacı bir yaklaşımı öne çıkarıyor.
Buna göre UBP daha çok proje bazlı politikaları, CTP ise reform odaklı politikaları savunuyor. UBP, kampanyada somut projelere dayalı bir gelecek vizyonu çizerken, CTP daha çok dürüst yönetime, güvene ve değişim söylemine ağırlık veriyor.
Öncelik ve anlayış farklılıklarına rağmen her iki partinin programında da KKTC’nin çağın gereklerine adapte olmasını ve ötelenen yapısal sorunlarının çözülmesini sağlayabilecek birçok politika var.
Bununla birlikte, her iki partinin kampanyada kullandıkları iletişim teknikleri bazı sorunlar barındırıyor. Örneğin UBP’nin 50 farklı projeyi bir anda seçmenin üzerine boca etmesi, hem seçmene verilecek net mesaj bakımından hem de politika öncelikleri konusunda kafa karışıklığına kolaylıkla yol açabilmektedir.
Keza CTP’nin yönetime ve kurumsal değişime yönelik reform dili görece soyut düzeyde kalmakta ve yurttaşın gündelik yaşamıyla somut ilişki kurmakta zorlanmaktadır.
Bütün bu vaatlerin ülkede yaşadığımız somut sorunlarla ilişkisinin daha net bir biçimde kurulması gerekir. Aksi halde vermek istediğiniz mesaj seçmende karşılık bulamaz. Örneğin sosyal konut vaadinde bulunuyorsanız, sadece yapılacak konut sayısını açıklamakla yetinmeyip bu konutların toplumun hangi kesimlerine yönelik olacağını ve mali kaynağını da somutlaştırmanız beklenir.
Aynı şekilde kamu yönetimi reformunu hedefliyorsanız, yeni kuralların ötesinde istihdam, ihale ve hizmet süreçlerinde yapılacak değişikliklerin de netleştirilmesi gerekmez mi?
Ancak bu vaatlerin seçmene açık bir dille anlatılması kadar, söz konusu vaatlerin nasıl uygulanacağının açıklanması da önem taşımaktadır.
Hangi vaatler ve programlar açıklanırsa açıklansın, sonuçta bunların hayata geçirilmesi için hangi mali ve insan kaynağıyla ve hangi sürede gerçekleştirileceğinin de planlanması gerekir.
Aksi takdirde seçim kampanyalarında yeterince planlanmayan programlar, sadece “boş vaatlerin” pazarlanmasından ibaret kalır.
21. yüzyılda çağın gerisinde kalan ve her geçen gün daha da yozlaşan siyasal ve yönetsel yapımızı değiştirmek ve insanca yaşam şartlarına kavuşabilmek için bize artık pazarlanan büyük vaatler değil, uygulanabilir planlar gerekiyor.
