Kıbrıs’ta güven yaratıcı önlemler görüşülürken, aynı anda güveni aşındırdığı düşünülen adımlar atılıyorsa, müzakere masasında ilerleme sağlamak şöyle dursun, o masaya oturmak bile güçleşir.

Çünkü güven yalnızca liderlerin söyledikleriyle oluşmaz. Teknik komitelerin çalışabilmesi, toplumların günlük hayatında iyileşme görülmesi ve tarafların birbirini muhatap kabul etmesiyle de oluşur.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın son açıklamaları, Kıbrıs sürecindeki bu çelişkiyi yeniden gündeme taşıdı. Erhürman, BM Genel Sekreteri António Guterres’in ortaya koyduğu yedi güven yaratıcı önlemden geçiş noktaları dışındaki altısını kabul ettiklerini söylüyor.

Mayınların temizlenmesi, afetlere ortak müdahale, düzensiz göçle mücadele, sivil toplumla temas, spor ve karma evliliklerden doğan çocukların AB kimlikleri bu başlıklar arasında yer alıyor.

Bu önlemler kapsamlı çözümün yerini alamaz. Ancak tarafların birlikte iş yapabileceğini göstererek çözüm müzakereleri için gerekli zemini güçlendirebilir. Özellikle yeni geçiş noktalarının açılması, ulaşımı kolaylaştırmanın ötesinde bir anlam taşıyor.

Kapılar, adanın iki yanındaki insanların birbirine ulaşma imkânını belirlediği için psikolojik bir eşik hâline geldi. Bu alanda ilerleme sağlanması, siyasi açıklamalardan daha güçlü bir güven işareti verebilir; tıkanıklığın sürmesi ise işbirliğine ilişkin kuşkuları besler.

Guterres’in yeni bir 5+1 toplantısını güven yaratıcı önlemlerde, müzakere metodolojisinde ve çözümün esasına ilişkin konularda anlamlı ilerleme koşuluna bağladığını biliyoruz.

Dolayısıyla önlemler üzerinde uzlaşılması, yalnızca gündemdeki birkaç teknik başlığın tamamlanması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda daha üst düzey bir toplantının sonuç üretebilmesi için gerekli hazırlığın parçası olarak görülüyor. Metodolojide, yani müzakerelerin hangi ilkeler ve sırayla yürütüleceğinde uzlaşma sağlanmadan esas konulara geçmenin güçlüğü de burada ortaya çıkıyor.

Ne var ki taraflar henüz bu zemini kurabilmiş değil. Erhürman, yedi önlemde ilerleme sağlanamazken Hristodulidis’in son görüşmede 19 yeni öneri getirmesinin mevcut gündemi dağıttığını savunuyor.

Rum tarafı ise yeni fikirleri müzakerelere ivme kazandırabilecek öneriler olarak sunuyor. Buradaki ayrılık, öneri sayısından çok gündemin nasıl yönetileceğiyle ilgili. Önce üzerinde çalışılmakta olan başlıklar mı sonuçlandırılacak, yoksa yeni önerilerle görüşmelerin kapsamı mı genişletilecek?

Ortak bir sıralama belirlenmediğinde, bir tarafın açılım olarak gördüğü adım öteki tarafça erteleme olarak algılanabiliyor.

Öte yandan Erhürman, görevdeki 11 ay boyunca 13 “güven aşındırıcı eylem ve işlem” kaydettiklerini belirtiyor. Mülkiyetle bağlantılı tutuklamaları, Taşınmaz Mal Komisyonu’na yönelik girişimleri, festival ve spor etkinlikleriyle ilgili gelişmeleri ve Kıbrıslı Türk temsilcilerin uluslararası temaslarına çıkarıldığını söylediği engelleri örnek gösteriyor.

Bunlar Kıbrıs Türk tarafının değerlendirmeleri; her olayın niteliği ve karşı tarafın gerekçesi ayrıca incelenmeli. Üstelik kamuya yansıyan bilgiler, 13 başlığın tamamını ayrıntılarıyla ortaya koymuyor.

Yine de teknik komitelerde yaşanan anlaşmazlıklar önemli bir soruna işaret ediyor. Bu komiteler, kapsamlı siyasi uyuşmazlık sürerken ortak sorunlara çözüm üretmek için var.

Görev yapan kişilerin özgeçmişlerinin nasıl yayımlanacağı bile tartışma konusu oluyorsa, birlikte alınan kararların uygulanabileceğine duyulan güven zarar görebilir. Küçük görünen bir anlaşmazlık, sonraki işbirliği önerilerinin de kuşkuyla karşılanmasına yol açar.

Bu nedenle “güven aşındırıcı eylem” nitelemesi dikkatle kullanılmalı. Farklı hukuki ve siyasi boyutları olan her anlaşmazlığı aynı başlık altında toplamak, sorunun çözümünü kolaylaştırmaz.

Hangi gelişmenin hangi ortak çalışmayı nasıl etkilediği ve tarafların gerekçeleri kamuoyuna açıkça anlatılmalıdır. Böylece güvene ilişkin itirazlar, karşılıklı suçlamaların ötesinde somut biçimde tartışılabilir.

Erhürman’ın “Çözüm mü istiyoruz, fotoğraf çektirmek mi?” sorusu, bu açıdan yalnızca toplantı takvimiyle ilgili değil. Üçlü veya 5+1 toplantısı, hazırlanan yakınlaşmayı siyasi karara dönüştürdüğünde değer kazanır.

Bununla birlikte hazırlık arayışı da görüşmelerin sürekli ertelenmesine dönüşmemeli. Taraflar yedi önlemdeki anlaşmazlıkları açıkça ortaya koyup üzerinde uzlaşabilecekleri adımları uygularken metodoloji tartışmasını da ilerletebilir.

Kıbrıs’ta umut, büyük toplantıların fotoğraflarından önce verilen küçük sözlerin tutulmasıyla güçlenebilir.

Güven yaratıcı önlemler, ancak onları aşındırdığı düşünülen gelişmeler de ciddiyetle ele alındığında amacına ulaşacaktır.

Formun Üstü