Zamanın ne’liği hem insan psikolojisinde hem bilimde hem de zaman felsefesinde önemli bir yerde durmaktadır.
Sıradan bir akıl yürütmede zaman; geçmiş, şimdi ve gelecek olmak üzere üç ayrı boyut içerisinde değerlendirilmektedir.
Peki, zaman gerçekte var mıdır, yoksa insan zihninin bir ürünü müdür? Öte yandan zaman herkes için aynı hızda mı akar, yoksa öznenin konumuna ve içerisinde bulunduğu ruhsal duruma göre değişiklik göstermekte midir?
Zaman üzerine düşünülürken akla gelmesi gereken ilk isim Einstein’dır. Einstein’ın “Özel Görelilik Teorisi” ile “Genel Görelilik Teorisi” bu noktada büyük önem taşımaktadır.
Öyle ki Einstein’dan önceki ve klasik fizik öncesi dönemde Newton’un zamanın mutlak bir varlık olduğu algısı ön planda olmuştur. Einstein ise zamanın mutlak değil göreceli olduğuna vurgu yapmıştır.
Ona göre zaman onu gözlemleyen özneye göre değişiklik göstermektedir. İki ayrı hızda giden kişi için zamanın akışı da farklılık göstermektedir.
Psikolojide geçmişin yeri
İnsan psikolojisi açısından düşünüldüğünde ise zamanın insanın tüm hayatını etkisi altına aldığı söylenebilir. Değer Felsefesi’nde ve Stoa Felsefesi’nde olduğu gibi psikoloji disiplininde de insanın değer atfetmesi söz konusudur. Psikolojiye göre olay ve durumların tek başına hiçbir anlamı yoktur, onlara anlamı ve değeri insan vermektedir.
Bir şarkı bazı kişiler için sıradan bir şarkıdır ama romantik ilişki içerisinde sevgilisiyle ortak şarkısını duyan kişi o şarkıyı farklı anlamlandırmaktadır.
Bir köpek, köpekleri seven birisi için mutluluk verici bir canlıdır ancak küçükken bir köpeğin saldırısına uğrayan kişiler için aynı köpek bir korku unsurudur.
Tüm bunları bir arada düşündüğümüzde insanın geçmişle bir bağlantı içerisinde olduğu söylenebilir. İnsanın geçmişten kopuk bir şekilde eylemde bulunması ve duygular yaşaması mümkün değildir.
Çocukluk döneminde belli bir konuda zorbalık yaşamış olan ve kendini savunamayan bir yetişkin aynı davranışa benzeyen bir eylemle karşılaştığında “çocukluğunu” korumak için şiddetli tepkiler gösterebilmektedir. Öyleyse geçmiş şimdinin bir kaynağını oluşturan unsur olarak düşünülebilir.
Şiirde anılardan beslenmek
Edebiyat ve özel olarak şiir ile geçmiş arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Edebiyatın ve şiirin ne’liği konusunda çeşitli görüşler kendine yer bulurken, şairin takınması gereken tavır noktasında ise çağın tanığı olma anlayışı kendine geniş yer bulmaktadır.
Aristoteles’e göre “İnsan sosyal bir hayvandır.” Belli bir toplum içerisinde yaşam süren insan o toplumun yaşadığı sorunlardan, ilişkilerden, sorunsallardan kendini soyutlayamamaktadır. Bir şair de hem içerisinde bulunduğu toplumun hem de dünyanın yaşadığı sorunlara duyarlı bir şiir anlayışı geliştirmektedir.
Buradan da görüldüğü gibi şairin yaşadıklarını bir estetik malzeme olarak kullandığı göze çarpmaktadır. İşte bu noktada üzerinde durmak isteğim unsur şairin geçmişten, anılarından beslenerek bir estetik yaratım sürecinde bulunmasıdır.
Birçok şairin şiirlerinde zaman, geçmiş, bellek gibi kelimelerin kendini gösterdiği; çocukluk döneminde yaşananların etkisi imgesel bir dille kendine varlık alanı bulmaktadır.
Şairin yaşadığını ve travmalarını şiirsel bir varoluşa dönüştürmesi şiire samimiyet katarken, eleştirel bir okuma noktasında ise psikanalitik eleştiriyi olanaklı kılmaktadır.
Kıbrıslı Şair Filiz Naldöven’in Hafızalı Doku başlığını taşıyan şiir kitabına bu bağlamda yaklaşıldığında, birçok şiirde anıların, belleğin kendine yer bulduğu görülmektedir. Nitekim kitabın adına da bakıldığında hafızada tutulan anıların okuru karşılayacağı öngörülmektedir.
“Sızı başlar gövdeni sarıyorken ihtilaç…
Gidemez ve dönemezken o kumda…
Çırpınır kayaları sağır eden hatıra
kanar sır koya dağılmış aynada…”
Naldöven’in İkinci Cemre şiirinden alınan yukarıdaki dizelere bakıldığında şairin gövdesindeki titreme ve çırpınmayla birlikte bir sızının başladığı göze çarpar. Şair, bir kumun içinde gidemez ve dönemez. Ve bu sırada “hatıra” kayaları sağır edecek bir gürültüyle çırpınmaktadır. Hatıranın çırpınması dalgalı bir deniz olarak da düşünülebilir. Bu dalgaların şiddeti (hatıra) şairin şimdiki anını da etkilemektedir.
“Beklerim seni
Anıların kıyısında
Yüzen yaprak”
Neşe Yaşın’ın “Üşümüş Kuşlar” başlığını taşıyan kitabındaki “Işık Bahçesi” şiirinden alınan yukarıdaki dizelere de bakıldığında anıların şiirsel bir yaratım sürecindeki etkisi dikkat çekmektedir. Şair, bir bekleyiş içerisindedir. Şairin beklediği ise “anıların kıyısında yüzen yaprak”tır.
Neşe Yaşın, TEK Genç Edebiyat ve Sanat Dergisi’nde kendisiyle gerçekleştirdiğim söyleşide şiirlerinde hatıranın yeri üzerine şu ifadeleri kullanmıştır:
“Hepimiz birer hatıra toplayıcısıyız bu hayatta. Her an bir süre sonra hatıraya dönüşüyor. Bu röportajı cevaplamakta olduğum bu an da az sonra bir hatıra olacak. Şiirin malzemesi de hatıradan oluşuyor. Hatırlamak için unutmak gerek. Nisyan biraz da başa çıkılamayan hatıra ile ilgili. Bazı kırık hatıralar yüzünden yıllara yayılan acılar çeken insanlar var.
Yaş ilerledikçe hatıra sepeti de daha dolu oluyor. Bazı insanlarla hatıralarımızı buluşturuyoruz. Genelde sevdiğimiz insanlar bizimle empati kurabilsinler diye hatırlarımızı aktarırız onlara. Şiirin de böyle bir işlevi var. Şiirin okurla kurduğu ilişki bir yakın arkadaşlık ilişkisi gibi. En özelini yakın arkadaşlarına anlatırsın çünkü. Diğer yandan okur kendi hatırasının ifadesini bulabiliyor şiirde. Şairin birinci tekil şahıs anlatısı okulun kendini anlatabilmeyi arzu ettiği iç sesi olabiliyor.”
“Üzerine akşamın kapandığı gölüm ben
Bir kez hatıra ettim aşkı, bir daha etmem”
Birhan Keskin’in “BA” başlığını taşıyan kitabındaki “Kırık Anafor” şiirinden alınan yukarıdaki dizelere bakıldığında, hatıraların / geçmişin şiire dönüştüğü görülmektedir. Şair, içindeki karanlığı, hayal kırıklığını ve acıyı geçmişte yaşadığı bir aşkın travmasına bağlamaktadır.
“Bir kez hatıra ettim aşkı, bir daha etmem” dizesine bakıldığında şairin yaşadığı aşkın geçmişte kalarak hatıraya dönüştüğü ve onun aşka küsmesine neden olduğu anlaşılmaktadır.
Tüm bu unsurlar düşünüldüğünde zamanın, geçmişin ve anıların birçok şair için estetik malzeme haline geldiği söylenebilir.
