KKTC’de 6 Aralık’ta çifte seçim var. Yine vaatler havada uçuşuyor. Bunların bırakınız yüzde 50’sini, yüzde 20-25’i gerçekleşse, ekonomi de toplum da biraz yol alır.

Bu konuda umutlu muyum?

Ne yazık ki hayır…

Çünkü yıllardır aynı vaatleri dinliyor, aynı sorunları konuşuyor, aynı hayal kırıklıklarını yaşıyoruz.

Üstelik artık yalnızca ekonomik sorunlarımız yok. Çok daha tehlikeli bir sorunla karşı karşıyayız: Eşitsizliğin kuşaktan kuşağa aktarıldığı bir toplumsal düzen.

Ekonomi literatüründe bunu anlamamıza yardımcı olan ilginç bir kavram var: Muhteşem Gatsby Eğrisi (The Great Gatsby Curve).

Adını F. Scott Fitzgerald’ın ünlü romanından alan bu yaklaşım, ekonomik eşitsizlikle kuşaklar arası gelir hareketliliği arasındaki ilişkiyi açıklıyor.

Özetle, gelir dağılımının daha adaletsiz olduğu ülkelerde, çocukların ekonomik geleceği ailelerinin ekonomik durumuna daha fazla bağımlı olma eğilimi gösteriyor.

Yani zenginin çocuğu avantajlarını koruyor, yoksulun çocuğunun yukarı çıkması ise zorlaşıyor.

***

Peki, bir ülkenin kaderi soyadına mı yazılı? Kuzey Kıbrıs bu tablonun neresinde? Ve rakamlar ne söylüyor?

KKTC İstatistik Kurumu’nun yayımladığı 2021-2022 Gelir Dağılımı Araştırması’na göre Gini katsayısı 0,37.

Bir önceki kapsamlı araştırmada, 2014-2015 döneminde 0,34 olan bu gösterge yükselmiş.

Gini katsayısında “0” mutlak eşitliği, “1” ise mutlak eşitsizliği ifade ediyor.

Daha anlaşılır bir başka rakam var.

Ülkemizde en yüksek gelirli yüzde 20’lik kesim, toplam kullanılabilir gelirin yüzde 43,6’sını alırken, en düşük gelirli yüzde 20’nin payı yalnızca yüzde 6,5.

Aradaki fark 6,7 kat!

Üstelik bunlar 2021-2022 döneminin rakamları. Bugünkü gelir dağılımının ne durumda olduğu “devlet sırrı” düzeyinde.

Ancak eşitsizlik, yalnızca gelirler arasındaki farktan ibaret değil.

***

Kuzey Kıbrıs’ta gençlerin karşılaştığı fırsatların gerçekten eşit olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap kocaman bir “hayır”.

Bir genç yıllarca okuyup diploma alıyor, yabancı dil öğreniyor, kendini geliştiriyor. Sonra iş aramaya başladığında karşısına yalnızca mesleki yeterlilik koşulları çıkmıyor.

Başka bir gencin ise aile ilişkileri, siyasi bağlantıları veya tanıdıkları ona kapılar açıyor.

Elbette her kamu çalışanı torpille istihdam edilmiş değil. Kamuya hakkıyla, sınavla, liyakatiyle giren çok sayıda insan var.

Ayrıca, eşitsizliğin son yıllarda özel sektöre de sıçradığı görülüyor. Anlı şanlı kurumların dahi soyadına baktığı artık daha sık karşımıza çıkıyor.

İnsanların tümünü töhmet altında bırakmak doğru bir yaklaşım değil.

Ancak, herkesin aynı kapıdan, aynı kurallarla geçmediği de sır değil.

Bir ülkede sosyo-ekonomik hareketlilik yalnızca bireyin kendisine değil, ailesinin ekonomik gücüne ve ilişkilerine de bağımlı hale geliyorsa, orada fırsat eşitliğinden söz etmek güçtür.

‘Muhteşem Gatsby Eğrisi’ tam da bu noktada dikkatimizi çekiyor.

***

“Zenginsen zekisin” ağırlıklı eğitim, konut sahibi olmadaki zorluklar, hayat pahalılığında bitmek bilmeyen artışlar, daha ferah bir yaşam sağlayan mal ve hizmetlere ulaşmadaki engeller…

Tüm bunlar yetmezmiş gibi düşük ücretli ve güvencesiz özel sektör ile kamudaki iş olanaklarına erişimdeki adaletsizlikler, gençlerin geleceğini farklı biçimlerde etkiliyor.

Ülkede ailesinden ekonomik destek alan genç ile yaşamını sıfırdan kurmaya çalışan genç yarışa aynı olanaklarla başlamıyor.

Birinin önünde hazır basamaklar, hatta asansör var.

Diğeri ise “birilerinin(!)” özenle sakladığı merdiveni bulmaya çalışıyor.

Böyle bir ortamda sosyo-ekonomik eşitsizlik yalnızca bugünün sorunu olmaktan çıkıp, yarının kaderini oluşturma riskine dönüşüyor.