Bugün 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü.
Ülke seçim havasına girmişken günün önemini fark edebilen siyasi olursa, belki üç-beş kelime güzel söz duyarız.
“Büyüklerimiz başımızın tacıdır…”, “Onlar bizim geçmişimiz, değerimiz, hafızamızdır…” gibilerinden.
Sonra?
Sonra 2 Ekim gelecek.
Ve yaşlıların büyük bölümü yine aynı sorunlarla baş başa kalacak.
Yaşlı Hakları ve Ruh Sağlığı Derneği’nin bu yılki mesajının en önemli tarafı da tam burada: “Vaat değil, yasa ve icraat bekliyoruz.”
Çünkü ortada yeni keşfedilmiş sorunlar yok.
2011’de yıkılan Lapta Devlet Huzurevi’nin yeniden yapılması bekleniyor.
2022’den beri kapalı olan Sınırüstü Bakımevi’nin yeniden hizmet vermesi isteniyor.
Özel Bakımevleri ve Huzurevleri Yasa Tasarısı 2023’ten beri Meclis gündeminde bekliyor.
Evde bakım hizmetlerinin kim tarafından, hangi eğitimle, hangi standartlarla verileceğini düzenleyecek sisteme ihtiyaç var.
Bunların hiçbiri lüks değil.
Üstelik mesele yalnızca bugün yaşlı olanların meselesi de değil.
Bizim meselemiz.
Çünkü nüfus yaşlanıyor.
Birleşmiş Milletler’in bu yıl 1 Ekim için seçtiği tema da tam bunu söylüyor: “Uzun Ömür Çağı: Daha Uzun Yaşamlar İçin Sistemleri Yeniden Düşünmek.”
BM’ye göre dünyada 60 yaş üstündeki nüfusun 2050’ye kadar 1,2 milyardan 2,1 milyara çıkması bekleniyor.
Ancak sorun artık insanların uzun yaşaması değil; nasıl yaşayacağı.
***
Çok uzağa gitmeye de gerek yok.
Güney Kıbrıs, Şubat 2025’te ilk Ulusal Aktif Yaşlanma Stratejisi 2025-2030’u kabul etti. Bunun yanında 2025-2027 dönemini kapsayan ayrı bir eylem planı hazırlandı.
Plan yalnızca huzurevlerinden söz etmiyor.
Evde bakımın yeniden düzenlenmesi, uzun süreli bakım hizmetleri, yaşlıların sağlık sistemine erişimi, aktif yaşam, yaş dostu çevreler ve konut tipi bakım hizmetleri aynı politikanın parçaları olarak ele alınıyor. 2026 itibarıyla konut tipi bakım için destek sistemi ile evde bakım uygulamalarının geliştirilmesi de uygulama başlıkları arasında.
Elbette Güney’de de her şey mükemmel değil. Ancak, Kuzey’den çok daha iyi durumda oldukları kesin.
Avrupa’nın tamamında da sorunlar var.
Ama onlar sorunun geleceğini görüyor ve sistem kurmaya çalışıyor.
Biz ise hâlâ yıllardır bekleyen yasa tasarılarını konuşuyoruz.
***
Yaşlı politikası deyince aklımıza hemen huzurevi geliyor.
Oysa çağdaş yaklaşım tam tersine, insanı mümkün olduğunca kendi evinde, kendi mahallesinde ve sosyal çevresinin içinde yaşatmayı hedefliyor.
Evde bakım…
Gündüz yaşam merkezleri…
Sağlık ve sosyal hizmetlerin birlikte çalışması…
Bakım verenlerin eğitilmesi…
Yaşlı dostu ulaşım ve kent düzenlemeleri…
Gelir güvencesi…
Yalnızlığın önlenmesi…
WHO’nun verdiği rakam çok düşündürücü:
İleri yaşa ulaşan insanların yaklaşık üçte ikisi, hayatlarının bir döneminde başka birinin bakımına veya desteğine ihtiyaç duyacak.
Yani bu konu “bazı yaşlıların sorunu” değil.
Toplumun gelecekteki bakım modelinin sorunu.
***
Biz yaşlılarımızı seviyoruz.
Ama devlet politikası sevgi üzerine kurulmaz.
Yasa üzerine kurulur.
Bütçe üzerine kurulur.
Denetim üzerine kurulur.
Plan üzerine kurulur.
Bir insanın hayatının son yıllarını nasıl geçireceği ailesinin maddi gücüne veya karşısına iyi bir bakıcı çıkıp çıkmamasına bırakılamaz.
İnsan onuruna yaraşır şekilde yaşlanmak, kimsenin devletten istediği bir iyilik değildir.
Bir haktır.
O nedenle Lapta için bir tarih açıklamak, Sınırüstü’nü açmak, yıllardır bekleyen yasayı çıkarmak, evde bakım sistemini standartlara bağlamakla işe başlayabilirsiniz.
Önümüzde seçim var. Ulusal Yaşlı Politikası ve Eylem Planı hazırlayıp, uygulamayacak olan partiler seçime girmesin.
Bu ülkede yaşlılarımıza yönelik davranışlarımız, aslında gelecekte kendimize nasıl davranılmasını istediğimizin de cevabıdır.
