Dünya gitgide daha çok küçülüyor! Bu nedenle artık insanlık “bana ne” diyemiyor.
Sorunlar birbirlerine benzer nedenlerden dolayı tüm ülkeleri az çok birlikte sarıyor.
Üstelik artık dünyayı dizayn edecek “umacı” ülkeler de yok!.. Amerika’ya bile “Hadi canım sen de” diyerek dudak bükülebilirken, Rusya gibi kapalı kutuların makyajları ise çoktan döküldü.
VE köşede kuytuda kalmış “küçük ülkeler” hangi saflarda yerlerini alacaklarının çıkar hesaplarını yapmakta.
Kısaca dünya döndükçe dağılıyor ve yeniden kuruluyor.
PEKİ, ya öteden beridir kendimizi dünyanın odağı sanırken artık iki cami arasında binamaz kalmış bizler?
Yani Güney’de Rum Kuzey’de Türk toplumları? Nasıl bir geleceğe hangi plan programla hazırlanıyoruz. Nedir dünyadaki yerimiz? Bu adayı nasıl bir siyasi statü ile paylaşıp yücelteceğiz?
ÇOK daha önemlisi çocuklarımıza gelecekte nasıl bir ada bırakacağız. Nasıl bir dünya vadediyoruz?
***
Elbette bu düşünceler Cumhuriyet Bayramı nedeniyle gelmedi hatırımıza. Kaldı ki aklımızdan çıkmadılardı ki aklımıza düşsünlerdi..
HER neyse.. Sormuşken cevabını da verelim:
***
YAHUDİ-ARAP çatışması da ispat etti: Ki ne diyor savaşın yanı sıra bölgedeki sorunun siyasi yanını da yorumlayanlar? “İki devletli çözümden başka çare yoktur!” ve sıcağı sıcağına İsrail ile Filistin devletlerini işaret ediyorlar.
Hemen hemen AB yanı sıra Türkiye gibi ülkeler de bir haftadır sadece süregelen İsrail-Hamas savaşının gelişmelerini değil, her şeyin bir sonu varsa bir gün sona erecek bu savaştan sonra “bölgede nasıl “Bir çözüm olmalıdır ki huzur ve istikrar sağlansın” sorusuna çoğunluğunca “iki bölgeli iki devlete dayalı çözüm” diyorlar! ***
OYSA Rum tarafı denenmiş olmasına karşın hâlâ ve ısrarla “birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti” tezini savunuyor!
Tabii ki Kuzey’deki Türk halkının aşkından değil. İki halkın iki ayrı bölgede tümden kopmasından ayrı iki devletin siyasi statüko oluşturarak bölünmenin devam etmesinden korkuyorlar! Çünkü hedefleri hâlâ umutlarını kesmediklerince, adadaki “çoğunluklarına” dayalı bir çözümü sağladıktan sonra “enosise” evrilecek siyasi çözümü gerçekleştirmeleridir.
BU çok safdil ve çocukça siyasetlerini (kusura bakmasınlar hâlâ “aptalca” diyeceğim) bir politikada sürdürmelerini anlamak da mümkün değildir. Diyeyim ve bir kez daha KKTC’nin yapısal kusurlarına döneyim. ***
NEREDE KALMIŞTIK? (ÜNİVERSİTELERDE Mİ?)
Önce sormalıyız ama: KKTC’yi hatta apartman dairelerini bile dershanelikler haline getirerek “üniversiteye” çevirmek midir bu konudaki “yatırım başarısı”
VE ekleyelim: Gerçekten bu ülkede sadece bünyemize yansıyan ışıkları ile değil, dünyayı da aydınlatacak ilim irfan amaçlı “yüksek öğrenim kurumları oluşturma idealinde mi üniversiteleşiyoruz?”
YOKSA nasılsa ele geçen “üniversiteler beldesi olmak” gibi bir fırsatı değerlendirerek mevcut olanaklarla ve dıştan gelen öğrencilerin parasal katkıları ile “üniversiteleri döner sermayelerin çarkları” haline mi getirmektir hedeflenen?
BELKİ toplamda KKTC’nin çapını da aşan bütçeleri ve dünyanın her yanından gelen öğrencileriyle “üniversiteler sektörümüz” büyük bir olaydır..
Ancak bu “büyük olayı” dünyasal politikalarda KKTC’nin “bağımsız ve bağlantısız” bir devlet oluşu için bile kullanamazken mesela son bağlamda DAÜ’yü batırmamız da neyin nesi oldu ki!
***
SONUÇTA belki üniversite öğrencileri geçici nüfus olarak harcamaları ile ekonomimize akmazsa damlar katkıda bulunmaktadırlar..
Ancak büyük kentlerde “konut sorunu yarattıkları da bir gerçektir!” Şöyle ki artık ülkede gitgide artan konut ihtiyacına karşılık uygun kiralarla kiralık evler bulmak büyük bir sorun oldu!
Nitekim “Kiralık ev sahiplerinin” tercihleri “Üniversiteliler” olmaktadır ki mevsimlik kiralamalar için peş peşe yenileri inşa edilmektedir.
Sonuçta “insanlarımız” artık evlenecek yuva kuracak kiralık konut bulamazken yeni ders dönemleri geldi mi binlerce öğrenci nasılsa kiralık evler de bulmakta, şu veya bu şekilde ikamet edecek mekânlar da… (Sorunun türlü çeşitli nedenleri olsa da artık bu ülkede büyük bir konut sorunu olduğunu görüp daha çok büyütmeden çözümsel çareler üzerinde kafa yormanın zamanı geldi geçmektedir demek istiyoruz!)
***
“VE DÜN. O NUHTEŞEM TÖRENLER… Biraz da yaşlı ve yorgun bedenimin duygusal zafiyetinden olacak TC’deki dünkü Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını ne zamandır pınarları kuruduğu için damlası bile akmayan
göz yaşlarımla izledim.. “İşte büyük Türkiye” dediğimce. Yarın nedenini de yazarım.
