Halen karşı karşıya kaldığımız İran-İsrail Savaşı ile sınırlı olmamakla beraber her kriz gündeme geldiğinde teknik uzmanlar tarafından kapsamlı reform veya ekonomik reçete hazırlanmadan temcit pilavı gibi tekrar ve tekrar akla gelen sözde ilk önlem kamu maaşlarından kesinti, 13. Maaşın kaldırılması ve/veya Eşel Mobil uygulamasının kaldırılması/dondurulması olmaktadır.

Bilindiği gibi; İran Savaşı bahane gösterilerek Anayasaya aykırı olarak yürürlüğe konan kararname ile yalnızca kamu çalışanları değil açlık sınırında olan sigorta emeklileri ile dolaylı olarak asgari ücretli özel sektör çalışanlarını da kahredecek şekilde Eşel Mobilin 9 ay dondurulmasına karar verilmiştir.

Eşel Mobil uygulamasının dondurulması ile ekonomik krizin atlatılmasına ne kadar katkı/etki yapılacağına yönelik maalesef herhangi bir çalışma da yapılmamıştır. Halbuki, kamu çalışanları, emekliler ve dolaylı olarak özel sektör çalışanlarına darbe vurmadan önce yapısal iyileştirme getirebilecek gelir arttırıcı önlemlere öncelik verilebilirdi. Bu önlemleri fikir jimnastiği olması hasebiyle aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

- %80’i aşan kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması,

- Girdi çıktı bağlantısı kurulamayıp ulufe haline gelen teşvik ve muafiyetlerin kaldırılması,

- Duygusal sebeplerle yapıldığı anlaşılan aflara son verilmesi,

- Yatay ve dikey adaletin gözetileceği adil vergi reformu yapılması,

- 2020’de Arjantin’de görüldüğü gibi; bir defalığına servet vergisi alınması,

- Yılan hikayesine dönen sanal bet, kripto, Forex gibi alanların vergilendirilmesi,

- Casino gelirlerinin daha çağdaş yöntemlerle takip edilip vergilendirilmesi,

- Sonuç alınamayan ve gezme tozmadan başka işe yaramayan yurt dışı seyahatlerin 1 yıl süreyle durdurulması,

- Aktif ve etkin bir rolü olmayan ve nepotik ilişkilerle atanan temsilcilerin geri çağrılarak ilgşlş bütçe giderlerinden tasarruf edilmesi,

- Birçok devlet dairesi için kira ödemek yerine bunların boşaltılan eski Cumhuriyet Meclisine ve Eski Cumhurbaşkanlığına taşınması,

- Ful kapasitede hizmet veremeyen Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinin etkin ve verimli çalıştırılması ve kapsam ve ölçek ekonomisinden yararlanmak için mümkünse Başbakanlığın ve bazı Bakanlıkların da oraya taşınması,

- Fedakarlıktan bahsedildiğine göre; tüm Bakan ve teknokratların makam arabalarını teslim ederek resmi münasebetler haricinde geçmişte örnekleri olduğu gibi herkesin kendi aracıyla daireye gitmesi,

-Kamu Mali Yönetimi Kontrol Sisteminin gerektirdiği gibi; behemehal tüm devlet kurumlarına bağımsız iç denetçi atanması ve ilgili ödemelere yönelik şeffaflık ve hesap verebilirliğin çağdaş ülke düzeyine çıkarılması,

- Sayıştay Başkanlığının güçlendirilerek devlette performans denetimine derhal başlanması,

- Kamu İhale Komisyonu’nun derhal özerk ve bağımsız hale getirilerek üyelerinin siyasi otoritenin güdümündeki bürokratlardan değil paydaş temsilcilerinden oluşturulması,

- AB Koordinasyon Kurulunun tekrar aktif hale getirilerek her alanda tam uyum sağlanması için eylem planı ve takvimlendirme yapılması,

- Üst düzey yöneticilerin atanmasında siyasi müdahaleyi minimize etmek için liyakat, sınav ve deneyim kriterlerininim netleştirilerek kuramsallaştırılması ve bu vasıfları içeren yönetici havuzları oluşturulması,

- Ekonomi Bakanlığı yerine Türkiye örneğinde olduğu gibi gerekli yetki ve kadrolarla donatılmış Kalkınma Bakanlığı Kurulması,

- Paydaşlarla bir araya gelip asgari müşterekte rasyonel ve bilimsel tavsiye kararları almak amacıyla ivedilikle Kriz Masası kurulması,

- Vs. vs. vs…………

Alınacak önlemleri bir tarafa bırakırsak; Başbakana uzmanlarından ve partili akademisyenlerinden krizlerin en mağdur ettiği kesimler üzerine literatür taraması yaptırmasını salık veriyorum. Bu çerçevede hazırlayacakları raporda üzerine bahse girerim ki, krizlerin (ekonomik, siyasi ya da finansal) toplumun her kesimini etkilediği; ancak etkileri eşit dağılmadığı, genellikle en fazla zarar gören veya en fazla bedel ödeyen kesimlerin ise tabloda özetlendiği gibi olduğu ortaya çıkacaktır:

S.NO

KRİZDEN EN FAZLA ETKİLENEN KESİMLER

KRİZİN MUHTEMEL ETKİLERİ

1

Düşük gelirli ve yoksul kesimler

· Gelirleri zaten sınırlı olduğu için fiyat artışlarına (enflasyon) karşı en savunmasız gruptur.

· Gıda, kira ve enerji gibi temel ihtiyaçlar pahalandığında yaşam standartları hızla düşer.

· Tasarrufları olmadığı için krizlere “dayanma güçleri” zayıftır.

2

İşsizler ve güvencesiz çalışanlar

· Kriz dönemlerinde ilk işten çıkarılanlar genellikle geçici, kayıt dışı veya düşük vasıflı çalışanlardır.

· Yeni iş bulmak zorlaşır ve işsizlik süresi uzar.

3

Küçük işletmeler ve esnaf

· Büyük firmalara göre daha az sermayeleri vardır.

· Talep düşüşü ve maliyet artışı onları hızla iflasa sürükleyebilir.

· Krediye erişimleri de genellikle daha zordur.

4

Orta sınıf

· İlk başta çok etkilenmeyebilir ama zamanla gelir kaybı, borç yükü ve yaşam standardı düşüşü yaşar.

· Özellikle kredi borcu olanlar (konut, tüketici kredisi) ciddi baskı hisseder.

5

Sabit gelirli kesimler (emekliler, memurlar)

· Maaşları enflasyon kadar hızlı artmazsa alım güçleri düşer.

· Özellikle emekliler krizlerden uzun vadede ciddi şekilde etkilenir.

Yukarıdan da anlaşılacağı gibi; krizler en çok düşük gelirli kesimler, işsizler, güvencesiz çalışanlar ve küçük işletmeleri etkilediği için, alınacak önlemler özellikle bu grupları korumaya ve dayanıklılıklarını artırmaya odaklanmalıdır. Bu maksat için ise Güney Kıbrıs da dahil Avrupa Birliği ülkeleri tarafından fon yaratılan “Asgari Garanti Edilmiş Gelir Programı” ihdas edilebilir.