Seçim sath-ı mailine girdiğimiz bugünlerde siyaset meydanları hareketlenirken, maalesef negatif siyasetin gediklileri de pusudan çıkmaya başladı.

Önce hakkını teslim edelim: Bir siyasi partiye yakınlığını saklamadan, kimliğini açıkça ortaya koyarak yapılan propaganda demokratik siyasetin doğal parçasıdır. Bir gazeteci, yorumcu veya vatandaş çıkıp “Ben şu görüşü destekliyorum” diyorsa bunda utanılacak hiçbir şey yoktur.

Asıl mesele başkadır.

Mesele, taraflı olduğu halde tarafsızlık maskesi takanlardır.

Demokratik ve etik seçim kampanyasının esası basittir: Çıkarsınız seçmenin karşısına; ülke için ne yapacağınızı, belediyeyi nasıl yöneteceğinizi, ekonomiyi nasıl düzelteceğinizi, trafiği, altyapıyı, temizliği, yatırımı nasıl çözeceğinizi anlatırsınız.

Projenizi ortaya koyar, rakibinizle yarışır ve son sözü seçmene bırakırsınız.

Ama proje yoksa?

İşte o zaman eski yöntem devreye girer:

Rakibi kötüle, itibarsızlaştır, şüphe yarat, çamur at; izi kalsın!

Bunun siyaset bilimindeki adı negatif siyasettir.

Negatif siyasette amaç, “Ben neden daha iyiyim?” sorusunu cevaplamak değil; seçmenin zihnine sürekli olarak “Öteki neden kötü?” sorusunu yerleştirmektir.

Üstelik dijital çağ bu yönteme yepyeni silahlar verdi.

Artık anonim sosyal medya hesapları, sponsorlu içerikler, kesilip bağlamından koparılmış videolar, sahte haber görünümlü paylaşımlar ve hatta yapay zekâyla üretilen görüntüler seçim kampanyalarının parçası haline geliyor. 2026 ABD seçim sürecinde yapay zekâyla oluşturulan saldırı reklamlarının gerçek ile kurgu arasındaki sınırı bulanıklaştırdığı ciddi biçimde tartışılıyor.

Daha yakınımıza bakalım.

2026 Güney Kıbrıs parlamento seçimleriyle ilgili yapılan sistematik incelemede, beş ayrı anonim üçüncü taraf reklam operasyonunda 450'den fazla siyasi reklam tespit edildi. Araştırmacılar, anonim veya takma isim kullanan reklam verenlerin siyasi içerikler yayımlayabildiğini ve bazı operasyonlarda koordineli faaliyet belirtileri bulunduğunu raporladı.

Yani mesele artık yalnızca kahvehanede dedikodu üretmek değildir.

Negatif siyaset dijitalleşmiş, profesyonelleşmiş ve gerektiğinde kimliğini gizleyebilen bir propaganda endüstrisine dönüşmektedir.

KKTC gibi küçük toplumlarda tehlike daha da büyüktür. Çünkü burada herkes birbirini tanıyor; bir söylenti birkaç saat içerisinde WhatsApp gruplarından Facebook'a, oradan televizyon programlarına kadar taşınabiliyor.

İşte tam bu noktada “kiralık siyaset taşeronları” sahneye çıkıyor.

Kimi kendisini “akil insan”, kimi “duayen gazeteci”, kimi “bağımsız yorumcu”, kimi de memleketin tek “Doğrucu Davut'u” ilan ediyor.

Söylemleri de hazır:

“Ben herkesi eleştiririm!”

Peki gerçekten öyle mi?

Kime vurduğu kadar, kime hiç dokunmadığına da bakın!

Bir yorumcu her seçim döneminde aynı siyasi kesimi dövüyor, diğer tarafın hatalarını ise büyüteçle bile göremiyorsa orada gazetecilikten önce sistematik siyasi pozisyon alma ihtimali sorgulanmalıdır.

Daha da ilginci, bazen muhalefeti destekliyormuş görüntüsü altında muhalefetin bütün aktörleri birbirine benzetilir:

“Hepsi aynı!”

“Bunlardan da bir şey olmaz!”

“Alternatif yok!”

Bu söylem ilk bakışta iktidarı da eleştiriyor gibi görünür. Oysa sonuç çoğu zaman bellidir:

Seçmenin değişim iradesini törpülemek ve mevcut düzenin devamını kolaylaştırmak.

İşte seçmenin sahip olması gereken en önemli savunma mekanizması burada devreye giriyor:

SİYASET VE MEDYA OKURYAZARLIĞI!

Önünüze düşen her paylaşımda kendinize sorun:

Bunu kim söylüyor?

Neden tam şimdi söylüyor?

İddianın belgesi nerede?

Aynı kişi karşı tarafa da aynı ölçüyü uyguluyor mu?

Bu bir haber mi, yorum mu, yoksa propaganda mı?

Ve en önemlisi:

Bu içeriğin arkasında kimin siyasi veya ekonomik çıkarı var?

Çünkü çağımızda propaganda artık yalnızca parti bayrağı taşıyanlardan gelmiyor.

Bazen “bağımsız gazeteci” kılığında, bazen anonim sosyal medya hesabında, bazen sponsorlu paylaşımda, bazen de tarafsızlık ambalajına sarılmış yorumlarda karşımıza çıkıyor.

Sonuç olarak seçmenin görevi sadece sandığa gidip oy kullanmak değildir.

Seçmenin bir başka demokratik görevi de kendisine kimin bilgi, kimin propaganda, kimin ise manipülasyon sattığını ayırt etmektir.

Projeyi tartışalım.

Başarıyı ve başarısızlığı belgeyle sorgulayalım.

İktidarı da muhalefeti de aynı terazide tartalım.

Ama tarafsızlık maskesi altında tetikçilik yapanlara demokrasinin direksiyonunu teslim etmeyelim.

Çünkü seçim dönemlerinde en pahalı propaganda bazen billboardlarda görünen değil, “Ben tarafsızım” diye başlayıp seçmenin zihnine sinsice yerleştirilendir.