Son günlerde KKTC siyasetinin gündemine Erhan Arıklı’nın mal varlığı yerleştirildi. Ancak bir kişinin servetine büyüteç tutarken diğerlerinin servetini karanlıkta bırakmak, adaletin terazisini daha baştan bozmak değil midir?
Mesele Erhan Arıklı’nın ne kadar zengin olduğu değil, kamu gücünü kullananların servetlerinin hangi kaynaklardan beslendiği ve zaman içerisinde nasıl büyüdüğüdür.
Çünkü siyasetçinin cebindeki para değil, o paranın izlediği yol sorgulanmalıdır. Servetin büyüklüğü değil, kaynağının meşruiyeti hesap verebilirliğin ölçüsüdür.
Bir siyasetçinin siyasete girmeden önce zengin olması suç değildir. Ancak kamu makamına mütevazı bir servetle oturup yıllar sonra açıklanması güç bir zenginlikle kalkması, elbette sorgulanmayı hak eder.
Siyaset, servet üretme fabrikası değil, halka hizmet makamıdır. Kamu koltuğu da kişisel zenginleşmenin basamağına dönüştürülmemelidir.
Peki, çağdaş dünya bu meseleyi nasıl ele alıyor?
Dünya Bankası'na göre 160'tan fazla ülkede kamu görevlilerine yönelik mali beyan sistemleri bulunuyor. Amaç yalnızca servetin fotoğrafını çekmek değil, o fotoğrafın yıllar içinde nasıl değiştiğini ve değişimin arkasında ne olduğunu araştırmaktır.
OECD'nin 2026 Yolsuzlukla Mücadele ve Kamu Dürüstlüğü Görünümü de önemli bir gerçeğin altını çiziyor. Mal beyanı vermek tek başına yeterli değildir; asıl mesele beyanın doğrulanması ve denetlenmesidir.
Raporda OECD ülkelerinin yüzde 44'ünde, ortak ülkelerin ise yüzde 63'ünde mal ve çıkar beyanlarının sunulması ve doğrulanması için dijital sistemler kullanıldığı belirtiliyor. Yani çağdaş yönetim anlayışında servet beyanı, çekmeceye kaldırılan bir kâğıt olmaktan çıkarılıp denetlenebilir bir mekanizmaya dönüştürülüyor.
Çağdaş devlet, siyasetçinin sözüne değil, servetinin izine bakar. Tapu kayıtlarını, şirket ortaklıklarını, finansal bilgileri ve mevzuatın izin verdiği diğer verileri aynı denetim terazisinde buluşturur.
Bizde ise asıl tehlike, servet tartışmasının siyasi bir hesaplaşmanın silahına dönüşmesidir. Birine büyüteç, diğerine perde tutulan yerde şeffaflık değil, siyasi tiyatro sahnelenir.
Bugün Erhan Arıklı hedef tahtasına oturtulabilir, yarın başka bir siyasetçi. Ancak hedefler değişirken denetimsizlik yerinde duruyorsa, sahnedeki oyuncular değişmiş ama oyunun senaryosu aynı kalmış demektir.
O hâlde hodri meydan!
Sadece Erhan Arıklı değil; gelmiş geçmiş bütün siyasetçiler, bakanlar, milletvekilleri, üst düzey bürokratlar ve teknokratlar aynı şeffaflık terazisine çıkmalıdır.
Kim hangi servetle göreve başladı, görev süresince ne kazandı ve hangi mal varlığıyla görevden ayrıldı? Bu değişimin ne kadarı maaşla, ticaretle, mirasla veya diğer meşru gelirlerle açıklanabiliyor?
Devletin kasasını yönetmeye talip olanlar, kendi servetlerinin hesabını vermekten kaçınmamalıdır. Çünkü kamu kaynaklarının emanet edildiği ellerin şeffaflığı, demokratik güvenin temelidir.
Bunun için mal varlığı beyanları yalnızca göreve başlarken değil, görev süresince düzenli olarak ve görevden ayrılırken de karşılaştırılmalıdır. Açıklanması güç servet artışları, siyasi müdahaleden uzak, bağımsız ve yetkili kurumlar tarafından araştırılmalıdır.
Elbette her servet artışı yolsuzluk anlamına gelmez. Ancak hiçbir kamu görevlisinin serveti de sırf makamının yüksekliği nedeniyle denetimden muaf tutulamaz.
Üstelik denetim yalnızca kişinin kendi adına kayıtlı mal varlığıyla sınırlı kalmamalıdır. Mevzuatın ve özel hayatın korunmasına ilişkin güvencelerin izin verdiği ölçüde, yakınlar üzerinden gizlenebilecek çıkar ilişkileri de araştırılabilmelidir.
Çünkü servetin gerçek sahibini görmeyen bir denetim sistemi, yalnızca tapudaki ismi okuyan kör bir bekçiye benzer.
KKTC'nin ihtiyacı yeni bir siyasi linç kampanyası değil, herkese eşit uygulanan kurumsal bir hesap verebilirlik düzenidir. Yolsuzlukla mücadele, gazetelerin manşetlerinde başlayabilir ama ancak bağımsız denetim kurumlarında sonuç verebilir.
Bir ülkede adaletin terazisi kişiye göre tartıyorsa, orada hukuk değil, siyasi güç hüküm sürüyor demektir.
Dolayısıyla mesele, Erhan Arıklı'nın mal varlığını tartışıp dosyayı kapatmak değildir. Mesele, kamu gücünü kullanan herkesin servetini aynı ölçütlerle sorgulayabilecek cesareti ve kurumsal iradeyi ortaya koymaktır.
Hodri meydan! Siyasetin, bürokrasinin ve teknokrasinin bütün kapıları şeffaflığa açılsın; herkesin serveti aynı terazide tartılsın.
Çünkü temiz siyasetin ölçüsü kimin ne kadar zengin olduğu değil, zenginliğinin hesabını ne kadar açık verebildiğidir.
Ve unutulmasın: Servetin kaynağını aydınlatmayan bir siyaset, toplumun geleceğine ışık tutamaz!
