Önce parantez açalım, ayni başlıklı yazıyı 6.5.2022 tarihinde yazdım, (4 yıl 5 ay önce) geldiğimiz noktada yazılanlar, neredeyse baştan aşağıya bu gün yaşadıklarımızı işaret eder hatta yazılanların da ötesine geçer. O yüzden tekrar yayınlansın istedim. Anavatan ile bir kesimimiz Ulusal Davamızda ayni doğrultuda iken, geriye kalan kesim ise ki bunlar sol cenah partiler olup yarım asırdan fazla bir zaman görüşülen ancak hiçbir sonuç alınamayan Federasyonu desteklemeye devam ederken, Sayın Cumhurbaşkanımızın da ve iktidara gelme olasılığı olan ana muhalefetin de Federasyonu desteklediği ortadayken, bu ahvalimiz dünyanın daha da fazla işine gelip bizi dikkate almaları bir o kadar daha zayıflamakta, ekmeklerine yağ bal sürmektedir. İki kutba ayrılmamızın sebebi başta AKEL olmak üzere 1981 deki bizi bölme planı olan 2 maddelik genelgesi, BM ve AB’nin sahte vaatleri ile içimize soktukları ajanların algı operasyonlarıyla şöyle yada böyle desteklerle bu kesimlerin etki altına alınmasıdır.
Yalnız, sayın Cumhurbaşkanımız ne suya ne sabuna dokunmamaya özen göstermekte, kelime oyunlarıyla kaçak güreşmekte, günü böyle geçiştirmeyi tercih etmektedir. Ne masaya yumruğunu vurur, ne BMGK-AB’nin haksızlıklarını ve ne de darbeci saldırgan Rumların yaptıklarını suratlarına çarpar, ne de Kıbrıs sorununda Türklerin tamamen suçsuz olduğunu savunur, ne de Kıbrıs sorununu Rumlarla Yunanlıların yarattığını ortaya koyar. Güneyin Kıbrıs Cumhuriyeti olduğunu kabullenmekte, bizlere de bize biçilen statüyü. Güneyin aşikar savaş tamtamlarına, çok aşırı miktarda yeni silahların tanklarla füzelerin yığınağına, yabancılara askeri üsler verilmesine, savaş senaryolarına, Türk ve Türkiye düşmanlarıyla askeri alanda bir çok anlaşma yapmalarına ses çıkarmaktan kaçınır, 186 sayılı BMGK yargısız infaz kararına, Rumların çözüm planlarını reddetmelerine, Kıbrıs Cumhuriyetini temsil etmediklerine gönderme yapmaktan kaçınır. Kısacası Rumların statükosunu kabullenmiş, bizim ebedi cezalandırılmamızı da sindirmiş görünmekte. Benim şahsi kanaatim, bu gidişle görüşmelerde elde edebileceğimiz elle tutulur bir kazanım olmayacağı, ( hele geçmiş yıllarda verilen büyük tavizlere kabulümüz imzamız atılırsa ki bunu beklerler, yandık ) 1960’ın da gerisine gideceğimizdir, bir mucize olmazsa. Bakınız, Rum lider Hristodulidis efendi Kıbrıs görüşmelerinde AB etkin rol alacak derken, bütün partileri seviniyor, EDEK başkanı Sofia Makri da ‘ önümüzde Türk uzlaşmazlığı var ‘ diyebiliyor, başını deve kuşu gibi kuma sokmuştur mutlak söylerken. Denktaş babayı çoook arayacağız dedik yıllar önceden.
Sendikalarımız ise sanki Güneyden düdük öttürülmüş gibi sahaya indiler, hele seçim de yakındır bildik senaryolar devreye konar bir bir, bazıları O çok önem ve değer verdikleri AKEL ile vardıkları mutabakatlara uygun hareket edip ülkemizin huzurunu, asayişini bozup kaos yaratmaya çalışmakta maalesef. Halbuki, hep birlikte Milli Davamıza sahip çıkıp bizlere yıllardan beri kasıtlı ve taraflı haksızlık yapan bildik Kuruluşlara karşı meydanlarda sesimizi yükseltip protesto edebilseydik , bizlere bu kadar uzun zaman bunca haksızlıkları yapamayacaklardı. İki kutba ayrılmamızı kendi lehlerine kullanıyorlar, hiç birimizi kaale almıyorlar, arada bir yüzümüze sahte gülümseme ile geçiştiriyorlar. Biz kendi aramızda sürtüşmeye çekişmeye devam ettikçe onlar sevinirler, o zaman da biz halk olarak yıpranırız, gerileriz, biteriz. Mesele budur.
Ortada, henüz daha Kıbrıs sorununun başındayken yani 62 sene 8 ay (752 ay) önce 4 Mart 1964’te sorun daha iki buçuk aylıkken, BMGK’nin yaptığı çok büyük bir haksızlık ve çok büyük bir yanlışlık vardır, Hukuk dışılık, taraflılık, Adaletsizlik vardır, yargısız infaz vardır aldığı 186 sayılı kararda. Masum Türkleri ASİ olarak gösterip cezalandırmış, darbecileri de masum gösterip mükafatlandırmıştır. Bu Hukuktan yoksun gerçeklere aykırı karara uyarak karardan tam 40 sene 3 ay sonra ve EOKA B- Yunan Cuntası 2nci darbesinden de tam 30 yıl sonra AB de çok büyük yanlışlık ve Adaletsizlik yapmıştır, ayni hatayı tekrarlamıştır, saldırgan darbeci Kıbrıs sorununu başlatan tarafı, Referandum dahil bütün BM çözüm planlarını ret eden tarafı güya tüm Kıbrıs’ı temsil edermiş gibi hem haksızca hem Türk ortağın haklarını hem Cumhuriyetin Kuruluş Antlaşmalarını ve de Anayasasını çiğneyerek hem de çiğneterek, Referandumda EVET diyen Türk halkını yok sayarak ve de haksız cezalandırarak AB’ne üye almıştır. Sadece bu paragraf Kıbrıs Türk Halkına yapılan haksızlıkların ne kadar büyük olduğunu, ne kadar Adaletsizlikler yaşandığını göstermek açısından bir birdir. Tabii, bunu yapanların UTANMAZLIKLARINI DA, ADALETSİZLİKLERİNİ DA, ADİLİKLERİNİ DA, İNSANLIKTAN YOKSUN OLDUKLARINI DA, VİJDANSIZLIKLARINI DA, KÖTÜLÜKLERİNİ DE açıkça ortaya koymaktadır.
Da, MED9 zirvesi sonuç bildirgesinde Türkiye’nin AB süreci, BM kararlarına uyması, Kıbrıs sorununun çözümüne bağlı kalması yardımcı olması, AB ile ilişkilerin ilerlemesi için şarttır diye yazıldı. Avrupa Komisyonu Kıbrıs Özel Temsilcisi bay Fitto da benzer şekilde konuşmuştur 2 gün önce. Bizim Sayın Yücel Dolmacı da ifade etti, ne BM nin ne de BMGK’nin hayırı itibarı kaldı, çöktü bitti gitti. Zaten Kıbrıs sorununda aldıkları kararlar hem Filistin Soykırımındaki tutumları ortada, tamamen rezalet. İtibar edilecek, uyulacak nesi kaldı ki???? 5 li gadimici dünyayı allem kallem etmeye devam, çıkarları ne ise Hak Adalet de odur, 190 ülke de sinili durur, birkaç ülke birkaç Lider hariç.
BMGK ve AB, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarını tanımazlar, tanımış olsalar Cumhuriyetin eşit kurucu ortağı Kıbrıs Türk Halkını yok saymazlar, ortaklık haklarını elinden alıp darbecilere hediye etmezler, saldırganları masum gösterip mükafatlandırmazlar, masumları da suçlu addedip haksızca cezalandırmazlar, dünyadan izoleli ambargolar altında bir kenara itip baskılarla dayatmalarla karşı karşıya bırakıp yaşama tutunma mücadelesi vermeye mecbur etmezler. 1960 Antlaşmalarını çiğnemezler ne de çiğnetirler. Rum-Yunan’ın yaptıkları pisliklerin bedelini Türklere ödetmeye yeltenmezler, darbecileri güle oynaya hoplaya hoplaya AB’ne üye alıp, Türkleri de kapı eşiğinde tutmazlar.
AB yetkilileri, ‘ Kıbrıs sorununun çözümsüz kalacağı bir Avrupa’dan söz edilemez ‘ diyorlar sıkça. Eeeee Vallahi o sizin bileceğiniz iştir, zamanında aklınız neredeydi sorunlu bir ülkeyi hem de tek taraflı, hem de suçlu tarafı, hem da çözümleri ve de Referandumu ret eden tarafı Yunan’ın şantajına uyup haksızca hem Türk ortağı yok sayarak, hem Antlaşmaları da çiğneyerek, hem kendi ilkelerini da basarak üyeliğe almadan önce bunu düşünecektiniz baylar, ( Sn Werhaugen’in en sonunda dediği gibi.) Hepinizin yanlışlarını Adaletsizliklerini örtmek için Türkler kendilerini ateşe atacak değillerdir. Hadise budur ve gerçeklerdir. Önce Türk Halkından büyük bir ÖZÜR dileyiniz topluca, çözüm sonra.
Halen yaşadıklarımızı Kıbrıs Türk halkı olarak hak etmedik. Yıllarca var olma mücadelesi vermiş, birçok sıkıntılı badireden geçerek bu günlere gelmiş bu Mücahit halk olarak; can korkusu olmadan güven içinde kendi sınırları içinde bayrakları ve kurduğu Devletin gölgesinde Türkiye’nin garantisinde özgürce yaşama kavuştuğunu, başarıya ulaşmanın yolunun birlik beraberlik içinde tek yumruk olarak, iman inanç kararlılıkla olduğunu, yegane ve her türlü desteği kurtarıcımız Anavatan Türkiye’nin verdiğini unutmuşçasına iki kutba ayrılmamız hayra alamet değildir. Birlik-beraberlik halinde olmadan hiçbir mücadelenin başarılı olamayacağını bilmemiz gerektiğini unutmuş olanlar var, bazı geçmişi yaşayanlar dahi.
Bu gün yaşları 55-58 den küçük olup torun sahibi olanlar dahi geçmiş mücadelenin içinde yer almasalar da büyüklerinin anlatımlarından, çeşitli anma günlerinden o yıllar içinde yaşananları az çok öğrenmişlerdir. Lakin, okullarımızın bu açıdan yeterli olduğunu söylemek imkansızdır. Özellikle Milli Davamızda iki kutba bu denli derin uçurumlarla ayrılmamız bir günde olmuş bir şey değildir. Neden bu hale geldik, sebepleri, etkileri kanımca gereğince umursanmadı veya yeterli önlem alınmadı, oluruna bırakıldı.
Kim derdi, Kıbrıslı Türklerin neredeyse yarısı Türkiye’ye karşı olacak, kurduğu Devleti istemeyecek, dil uzatacak ama Rum-Yunan’a ses çıkarmayıp inadına birleşmek isteyecek. Ölsem aklıma gelmezdi doğrusu, bu olmayacak tek iştir lakin gerçek bu ne yazık ki. İşçi bayramında Türkiye için sözde işgal! pankartı taşınmış, TMT’nin göbeği şiddetli çatışmaların yaşandığı Şehitlerin verildiği unutulmaz maçların oynandığı efsane Çetinkaya’nın tarihi Taksim sahamızda ortak eylem yapıldı, birlikte şarkılar söylendi oyunlar oynandı göbekler atıldı, sol partilerimiz-sol örgütlerimiz-Rum katılımcılarla. Demokrasi yokmuş, o kadar Demokrasi var ki ihaneti bile barındırabilir. İşgal olsaydı asla böyle haltlar yapılamazdı. Metaksas meydanında niye yapmazlar acaba?
İki yüzlü AKEL, ‘Kıbrıs halkının yabancı ordulardan, bağımlılıktan kurtulmuş özgür, yeniden birleşik Federal Kıbrıs’ta gelecek bayramın kutlanmasını’ dilemiş. Ey AKEL, yabancı ordular gitsin derken kastın hangileri? Gaballama uçak gemilerine liman yapan üsler verdiğiniz Fransızlar, İngiliz-ABD veya Yunan-AB mi? Yoksa sadece Türkiye mi? 1960-63’te Federal birleşiktik ama sonrası 11 yılda böyle bir dileğiniz olmadı, üstelik ortak devleti darbelerle yıktınız. Bize Bayram yaşatmadınız, yılbaşı, düğün-dernek-eğlence-huzur yaşatmadınız, ezgi-zulüm-göç-ölüm-korku-endişe-aç-sefil-işsiz-ablukada yaşattınız adanın yüzde üçüne hapsedip. Bir Bayram Arifesinde GaziMağusa limanından gazete kağıdı diye gemi dolusu silahları kimin için getirmiştiniz? Bize lololo okuma. 2004 sabıkalısı olmana rağmen bizim taraftakilerin bağlılığı hala sürüyor, ideolojik çökmüş saplantılarla.
Rumların, Yunan’la ayrı gayrılığı yoktur, başlarına onca belalar açtığı halde ayni saksıya işerler hem güya ayrı bağımsız devlettirler. Milli Davamızı Türkiyesiz yürütmemiz mümkün değildir. Türkiye bizim için olmazsa olmazdır. Bizim aleyhimize uğraştığını mı sanıyorlar da sürekli saldırıyorlar, dünyaya şikayet ediyorlar direkt hem dolaylı olarak. Maksat, Türkiye’yi dünya indinde baskılara uğratmak, adadan el çektirtmek. Rumlarla birlikte ‘çözüme engel işgalci Türkiye’dir’ yaygaraları bundandır.
1955-58, 1963-74’leri yaşamış birisi olarak, bize geçmişte yapılanları, halen yapılmakta olanları görmezden bilmezden gelenlerin tutumuna, neden tamamen zıt bir tablo çizdiklerine, gerçekleri ters yüz etmelerine, haklı olduğumuz davada neden cezalı olmamızı sorgulamadıklarına, ortaklığımızın hukuk dışı 186 kararla 699 aydır işgal edilmesine, çözümü reddedenlerin mükafatlandırılmasının devamına tek söz etmemelerine, tek destekçimiz-kurtarıcımız Türkiye’nin bunca barışçıl çabalarına, Türkiye’yi yabancılaştırıp Türkiye’ye karşı ‘Tepki koymak zorundayız’ sözüne, bizi haksız cezalandıranların hukuk dışı kararlarına biat edip biçtikleri gömleği giymeye hazır olanların, Türkiye’yi dışlayarak emperyallerin gösterdiği mayınlı yolda yürümeye karar verenlere, yorumu siz yapınız sayın okurlar.
Diyeceğim şudur; silkinip kendimize gelmezsek, tek yumruk olmazsak ne kadar da haklı olsak Dava kazanılmaz. Rum-Yunan’ın sillesini özledik galiba yamalanıp. Vaziyet budur, iki parça olmamız da hükümet krizi de ayni kapıya çıkar. Ya tek yumruk olup bu deveyi güdeceğiz, ya bu diyardan gideceğiz, aha şimdiki halimiz budur, biri ora biri bura çeker. Silkinip kendimize gelmeliyiz, başka yolu yoktur.
