Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) geçen gün yapılan ara seçimlerde Demokratlar hem Senato’da hem de Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde ederek Cumhuriyetçiler karşısında büyük bir zafer kazandı.
Demokratların her iki mecliste de çoğunluğu kazanması, Trump yönetiminin her yasa tasarısına destek bulmasını zorlaştıracağı gibi, Kongre’nin yürütme üzerindeki denetimini de güçlendirecektir.
O bakımdan yeni dönemde ABD’deki yasama ile yürütme arasındaki güç dengesinin değişmesi, ABD’nin hem iç politikasını hem de dış politikasını etkileyecektir.
Seçim kampanyası boyunca Demokratlar daha çok hayat pahalılığı, İran savaşı, sağlık ve yolsuzluk konularını öne çıkarırken, Cumhuriyetçiler özellikle göç, güvenlik ve vergi konularına ağırlık verdi.
Görünen o ki seçmen davranışı açısından insanların yaşadıkları ekonomik sıkıntılardan kurtulma talebi, Trump yönetimini kurumsal olarak sınırlandırma talebiyle birleşti ve adresini geleneksel muhalefette buldu. Siyaset bilimi açısından Amerikalı seçmenlerin bu son seçimlerde diğer faktörleri de saklı tutmak kaydıyla, ağırlıklı olarak iktidarın ekonomik performansına ilişkin retrospektif oy verdiğini söyleyebiliriz.
Bu oy verme davranışı, ekonomi, dışında diğer faktörlerin etkili olmadığı anlamına gelmez; ancak son dönemdeki seçimlerde ekonomik sıkıntılar ve buna eşlik eden yolsuzluklar ve göç gibi konular dünyanın çeşitli yerlerindeki seçimlerde iktidarın değiştirilmesinde önde gelen faktörler arasında yer almaktadır.
Örneğin Nisan 2026’da Macaristan’da Orban’ın 16 yıllık iktidarına son veren ve Magyar’ı iktidara taşıyan seçimlerde de muhalefet yurttaşların ekonomik memnuniyetsizliğini, dürüst yönetim ve değişim talebiyle birleştirdi.
Keza Japonya’da Temmuz 2025’te yapılan üst meclis seçimlerinde iktidardaki LDP-Komeito koalisyonunun çoğunluğu kaybetmesinde enflasyonun belirleyici bir etkisi olmuştur. O kadar ki pirinç fiyatlarının yükselmesi, ekonomi yönetimi tartışmalarının sembolüne dönüşmüştü.
Temmuz 2024 yılında Birleşik Krallık’ta yapılan seçimlerde 14 yıllık Muhafazakar Parti iktidarına son veren İşçi Partisi’nin kazanmasının altında da hayat pahalılığı başta olmak üzere kamu hizmetlerindeki sorunların ve ekonomik durgunluk gibi faktörlerin olduğunu görüyoruz.
Buna karşılık Avustralya’da Mayıs 2025’te yapılan genel seçimlerde hayat pahalılığına, konut, enerji sorunlarına rağmen, seçmen iktidardaki İşçi Partisi’ni yeniden seçti.
Dolayısıyla ekonomik sıkıntılardan kaynaklanan memnuniyetsizlikler, seçimlerde iktidarın aleyhine olmakla birlikte, muhalefeti kaçınılmaz bir biçimde iktidara taşımak için yeterli değildir. Çünkü seçmenler muhalefetin güvenirliğine, sunduğu alternatiflerin gerçekleşebilir olup olmadığına ve kimliğe de bakmaktadır.
Ayrıca ekonomik sıkıntılar ideolojik olarak belirli bir siyasal eğilime karşılık gelmiyor. Örneğin bir ülkede hayat pahalılığı ve yönetim sorunları merkez solu iktidara taşırken, başka bir ülkede merkez sağı hükümete getirebilmektedir. Buna paralel olarak Avrupa’da yerleşik düzen karşıtı görülen radikal sağ partilerin de protesto oylarını alarak oy oranlarını artırdıklarına tanık olmaktayız.
Seçmen daha çok yaşadığı sorunlardan dolayı sorumlu tuttuğu partiden desteğini çekme ve çözüm için güvenilir bulduğu partiyi destekleme eğilimindedir.
6 Aralık’ta ülkemizde de genel ve yerel seçimler aynı gün yapılacak. Yaşadığımız birçok yapısal sorunun yanında, ekonomik sıkıntılar ve hayat pahalılığı giderek ağırlaşırken seçmen acaba mevcut iktidarı yeniden seçecek mi yoksa muhalefete güvenip bir çıkış yolu arayacak mı?
