İkide birde, ENOSİS için on yıllardır Kıbrıs’ı kana bulayan, Türk-Rum eşit ortaklığında 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyetine 21 Aralık 1963’te birinci darbeyi sözde garantör Yunanistan’ın gizli yardımlarıyla yaparak Cumhuriyetin bütün organlarını ele geçirip Türkleri Devletten kovarak 103 köyden de göç ettiren, 15 Temmuz 1974’te de yine Rumların terör örgütü EOKA B’nin, bizzat ve alenen Yunan Cunta askerlerinin de katılımıyla Cumhuriyete karşı ENOSİS amaçlı gerçekleştirdikleri ikinci darbenin 5 gün sonrasında büyük savaşa da sebep oldular. Bu darbeyi ekranlardan bütün dünya seyretti, yüzlerce muhafız katledildi, CB sarayı darmaduman edildi, tanklar, toplar, havanlar ağır makineli silahlarla.

Bu ikinci darbede CB Makarios’un öldürüldüğü ve yerine baş terörist azılı cani Nikos Sampson’un atandığı dünyaya duyuruldu. Kıbrıs Cumhuriyetinin yıkılıp yerine de KIBRIS HELEN CUMHURİYETİNİN KURULDUĞU da ekranlardan dünyaya ilan edildi. Silahlar da Türklere çevrildi. Kendi askerlerini, solcu sivilleri katledenler Türkleri hayda hay katlederler, zaten ikinci darbede İSFESTOS adlı Türkleri ikinci imha planı hazırlanmıştı hem de Atina’da. Ama, darbeciler saldırganlar sözde Kıbrıs Cumhuriyetinin meşru yönetimi ve tek egemeni diye tanınmaya desteklenmeye ve mükafatlandırılmaya devam etti, Hukuk dışı 186 sayesinde. Uluslararası O Hukuk bu mudur ki darbecilerin dilinden düşmez, onlara avantajlar sağlamaya koruyup kollamaya devam eder, yap da gorkma der???

Birinci silahlı darbenin amacı yine ENOSİS idi. Sebebi de, Cumhurbaşkanı Makarios’un, Anayasada Türkler lehindeki hayati öneme haiz 13 maddeyi değiştirmek istemesi, Garantör Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin bunu kabul etmemesiydi (30 Kasım 1963). Bunun üzerine Rumlar, 3 yıllık Cumhuriyet döneminde gizlice 22 tabur milis gücü hazırladılar, AKRİTAS adlı da Türkleri bir gecede imha planı hazırladılar. 3 Hafta sonra 21 Aralık 1963’te de bu imha planını uygulamaya koyarak Türk Halkına silahlı saldırılar başlattılar, böylelikle Kıbrıs sorunu da başlamış oldu. Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafsız Alman Profosörü sayın Forsthoff da Makarios’a şiddetle karşı çıktığı halde durum değişmemiştir. Aksine ölümle tehdit edilerek kısa süre sonra da sürgün edilmiştir. Başkan bu hususta rapor da yazmıştır. Daha sonrada yardımcısı sürgün edilmiştir, dünyanın gözleri önünde.

Rum saldırıları ada geneline yayılmış, Türkler 103 köyden göç ettirilmiş, abluka ve ambargolara tabi tutulmuştur, işine gücüne, hastaneye vs gidememiş seyahati yıllarca engellenmiş üstelik sürekli silahlı saldırılara uğramıştır. Sıkıştırıldıkları bölgelerden iş icabı vb sebeple çıkanlar yakalanıp katledildiler. BM Barış Gücü nezaretindeki hastalar bile Hastaneye gidemeden ellerinden barikatlarda alındı, yok edildiler. Tamamen ilkel şartlarda muhasara altında aç susuz, yarı çıplak halde viranelerde, mağaralarda, paslı teneke barakalarda, sonrasında da çadırlarda korku endişe tehlike içinde geleceği belirsiz, yaşama tutunmaya ve var olmaya yaşam kavgasına tutuşmuştur.

Türk Halkı 3 defa, birincisi 1955-58’li yıllarda, ikincisi 1963-74 arasında, üçüncüsü de 1974’te göçler yaşamıştır, HEM DE HİÇBİR SUÇU OLMADAN. Kimseler, hiçbir dünya örgütü, dünya kuruluşu ilgilenmemiş, yardım etmemiş, duymazdan gelmiştir. Terk etmek zorunda kaldığı malları mülkleri her defasında talan edilmiş, kimileri yakılıp yıkılmış, kimileri tepe tepe kullanılmıştır. Hiçbir dünya kurum-kuruluşunun da umurunda bile olmamıştır, NOKTA.

Rum saldırılarıyla 21 Aralık 1963’te başlayan Kıbrıs sorununun iki buçuk ay sonrasında BMGK toplandı ve 186 sayılı Hukuk dışı, oldubitti, taraflı, siyasi ve güya 3 ay süreli kararı aldı. İşte bu karar Kıbrıs’ta Türk Halkının idam kararı oldu, hiçbir suçu yokken çanak başında kırıldı, yargısız infazla ASİ durumuna sokuldu. Kıbrıs sorunu başlatanlar, Türkleri katledenler, göç ettirenler, Cumhuriyete darbe yaparak 1959-60 Zürih- Londra Uluslararası Antlaşmaları çiğneyerek Cumhuriyeti bozan, darbe yapan saldırgan Rumlara haklı ve masum muamelesi yapılıp Kıbrıs Cumhuriyetinin bütün egemenliği ve yönetimi altın tepside verildi, Türk ortağın haklarıyla birlikte. Adaya bu kararla sözde Barış Gücü de gönderildi, işin diğer kötü yanı bu gücün saldırıların önlenmesi, asayiş ve düzenin yeniden sağlanması için Rum yönetimine yardımcı olması da kararda yer aldı. Açıkçası, kümes TİLKİLERE TESLİM edildi. Durum budur. O çok övdükleri büyük Uluslararası Hukuk öyle anlaşılıyor ki ya Kıbrıs’a hiç uğramamış ya da gerçeklere tersinden bakarak soykırımcıların yanında yer almıştır.

Kıbrıs sorunu henüz iki buçuk aylıkken ve dallanıp budaklanmadan BMGK adada yaşanan gerçeklere dayanarak Adaletçe karar vermiş olsaydı ve meseleyi çatışmasız hakkaniyetle halletmek isteseydi rahatça yapabilirdi. Ama istemedi, sorunun katlanarak sürmesini istedi, çözümü değil çözümsüzlüğü tercih etti. Bütün BM çözüm planlarını hem de Referandumu dahi darbecilerin ret etmesindeki en büyük sebebin 186 sayılı kararın olduğunu bilmemiş olamaz. Madem ki tek başına egemen olarak saltanata devam edecek ne diye evet deyip Türklerin ortaklık haklarını kaybetsin?? Zamana oynarlar. Madem hem BM, hem AB masum tarafa ambargolar izolasyonlarla cezaları bastılar bir köşeye attılar. Güney Kıbrıs’a gittiklerinde Kuzey Türk tarafına uğramazlar, uğrayacak olanı da uğramak isteyeni de doğduğuna pişman ederler, sportif, müzik ve diğer kültür ve sanat alanlarında yapılmak istenen etkinlikleri de anında engel olurlar, asla izin vermezler. Cumhuriyetin işgal edildiği Güney Kıbrıs’a gittiklerinde Kuzey Kıbrıs’a sınır barikat deliklerinden bakarlar. Bu sınır barikatları Türk Halkının emniyet şerididir, namusudur. Diğer ülkeleri de buna uymaya mecbur ederler.

1963-74 yılları arası geçen 11 yılda Rum-Yunan çapulcularının saldırmadık Türk bölgesi bırakmadılar. Türklerin saldıracak bir gücü yoktu bu açıktır, ancak çok kısıtlı savunma. Bu sürede Türk Halkı çok bedeller ödedi, çok zorluklar, çok perişanlıklar yaşadı, yüzlerce masum insan çocuk bebe genç yaşlı kadın erkek katliama uğradı, hala bulunamayan kayıpları vardır. Garantör Türkiye’nin her türlü yardımları olmasaydı bu gün adada bir Türk bulamazdınız.

EOKA B, Yunan Cunta askerleri fiilen birlikte yaptıkları ikinci darbede CB Makarios saraydn kılık değiştirip kaçmayı başardı, Baf’a kaçtı. İngilizler onu adadan kaçırdı. 19 Temmuz 1974’te BMGK’ne götürdü. Burada ağlayarak yaptığı tarihi konuşmada itiraflarda ve ifşaatlarda bulundu. Kıbrıs’ın EOKA B ve Yunan Cuntası tarafından askeri darbeyle işgal edildiğini, Türklerin de büyük tehlike altında olduğunu ve çok acilen müdahale edilmesini talep etti. Ardından Garantörlere Türkiye ve İngiltere’ye çağrı yapıp acilen müdahale etmelerini ve yükümlülüklerini yerine getirmelerini talep etti. BMGK kıçını koltuktan kıpırdatmadı, yok yok kıpırdattı 186 sayesinde hem 11 yıl çatışma yaşanmasını sağladı hem büyük savaşa da imkan yarattı.

Da güya 186 kararıyla 3 ay içinde sorunu çözecekti, bizim İsmet İnönü Paşamızı bile aldattı. İngilizler de müdahaleden kaçındı, zira Güneyde üsleri vardır. Kala kala Türkiye kaldı, adada Kıbrıs Cumhuriyetinin kurucu eşit ortağı Türk soydaşları hem bir Alay askeri vardır, ayrıca Cumhuriyetin de Garantörüdür, hem Kıbrıs’ın ilan edilen ( HELEN CUMHURİYETİNİ ) ENOSİS’İ ÖNLEMEK İÇİN, hem stratejik önemi dolayısıyla darbeden 5 gün sonra meşru hakkını kullanarak askeri müdahalede bulundu, iyi ki bulundu da bu güne kadar özgürce yaşıyoruz hepimiz.

Durup dururken saldırılara uğradık, katledildik, göç ettirildik, ortak devletten kovulduk üstünden de dünya kuruluşlarının haksız cezalarıyla dünyadan izoleli ambargolu 63 senedir mücadele ediyoruz bunca haksızlık insanlık dışı muamele baskı ve dayatmalarla geçen uzun bir zaman ve asla Adaleti olmayan bir Uluslararası Hukuk, sebebini hala bilmediğimiz suçumuzun ne olduğunu söyleyemeyen tersine dönen bir dünya ile karşı karşıyayız.

Kıbrıs sorunu sadece Rum mallarından ibaret değildir, Rumlar bir kere göçmen oldu o da kendi kafalarından, yaptıkları büyük hatalardan, 11 yıl Türklere yaptıkları haksızlıkların ve de saldırıların son darbeyi vurmak istemelerinden dolayıdır. Savaşta yerlerinden oldular, bunda Türkleri niye suçlarlar, suçlayacakları adres kendileridir EOKA B’dir, Yunan Cuntasıdır, başka yerler değil. Kıbrıs Türk Halkını da Rumlar 3 defa göç ettirdiler. Ama hiçbir zaman hiçbir göç döneminde hiçbir dünya kurumu kuruluşu, Hukuku vs ne aradı ne sordu, hiç oralı olmadılar, olmamış gibi davrandılar, kulak kapadılar. Ne Mahkeme kuruldu, ne tazminat ne manevi tazminat ne iade, ne değiş tokuş vs konusu bile olmadı. Rumlar kendi kabahatlarından göç ettiler dünya ayağa kalktı, koçanlar tapular vs. UUU, geçmişte yoktu ama, şimdi mi icat oldu tapu??? Ben 10 yaşında 1955’te ailemle Mağusa’ya göç ettik, köylülerimiz de diğer köyler de. 1963 te gene, 1974’te gene göç ettik, 3 defa. Bizim gibi onlarca Türk ve karma köyden Türkler. Bize bir şey yok. Eee bu kadar da fazla. Bakınız benin yazdıklarımda asla abartı uydurma vs yoktur, Kıbrıs sorununun bütün evrelerini bizzat yaşadım hem de öyle büyük sıkıntılarla hiç sormayın.

Savaşa sebep Rumlardır, yahu bu ENOSİS için bir birlerini öldürdüler, özellikle solcuları, sürünürler o yüzden sıkça hatırlatırım kendilerine darbeleri. Halbuki onlar unutmak ve unutturmak isterler, sütten çıkmış ak kaşık olmak isterler, çoook geç yağma yok, o darbeleri daima önlerinde bulacaklar hem Makarios’un BMGK’de Türkiye’ye müdahale çağrısını, Kumsal Katliamını, Taşken, Muratağa, Atlılar, Sandallar, Ayvasıl, Köfünye, İnönü, Kaymaklı, Mağusa, Limasol, Baf, Topçuköy, Arpalık ve daha bir çok köyümüzde yaptıkları katliamları da. Türkleri ve Rumları Federasyonla birleştirmek isteyenler barış değil savaş isterler demektir. Terazisinin kefeleri ayni denkte olan O ULUSLARARASI HUKUK var mıdır, hani nerede?????

Demek Uluslararası Hukuk ha, Vallahi bravo, o hukuk guguk oldu guguk. İşte meselenin özeti yukarıda, değer biçiniz komşumuza da, BM’ye de, AB’ye de, O büyük Hukuka da. Yurtta Sulh Cihanda Sulh. Barış-eşitlik-insanca-özgürce-sevgiyle- saygıyla –hoşgörüyle-yardımlaşmayla yaşam.

Fikret ŞANAL