Seçim kampanyalarının en dikkat çekici konularından başta geleni, kuşkusuz partilerin seçmene vaat ettikleridir.

O yüzden irili ufaklı partiler vaatlerini sıralamaya başladı.

Adeta, seçmen vaat yağmuruna tabi tutuldu.

Öyle ki vaat yağmuru sağanak halinde yağdırılıyor.

Oysa bu strateji siyasal iletişim açısından ciddi handikap taşıyor.

Çok şeyi vaat şeklinde ardı ardına sıralamanın seçmen zihninde yer edinemediği bilinmeyen bir sır değil.

Siyasal iletişime giriş derslerinde bile anlatılır.

Partiler böylesi bir iletişim stratejisi izleyeceklerine, ülkenin temel sorunlarına çözüm önerip geleceğe dair vizyonlarını paylaşmalıdır.

Örneğin bu ülkenin en ciddi sorunlarından birincisi yaşanan hayat pahalılığıdır.

Ne var ki partilerin hiçbirinin şu ana kadar hayat pahalılığını nasıl çözecekleri konusunda tutarlı ve bütünlüklü bir çözüm önermedikleri görülüyor.

Hemen hepsi de enflasyon denilen hayat pahalılığının yarattığı sonuçlarla ilgilenip, örneğin ücretlere hayat pahalılığı oranında artış vermeye devam edeceklerini açıklamakla yetiniyorlar.

Bir başka anlatımla, nedenlerle değil sonuçlarla ilgileniyorlar.

Kamu maliyesinin mevcut durumunda bu politikanın sürdürülebilirliği çok tartışmalı hale gelse de, henüz nedenleri düşünüp çözüm önerilmemesi ülke siyasetinin bulunduğu düzeyi gösteren en somut olgu haline gelmiş durumda.

Seçmenler, partilerden sağanak şeklinde güzel ama somut ve nesnel koşullarda uygulanması imkansız vaatler dinlemek istemiyor.

Zaten bereket anlamına gelen yağmur bile sağanak şeklinde yağdığında yarar yerine zarar getirir.