1955’lerde, 1963’lerde hem 1974’lerde, Rumlar yıllardır hayalini kurdukları Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını gerçekleştirmek ENOSİS’e ulaşmak için adada engel olarak gördükleri Türk Halkını yok etmeye yönelik kurdukları EOKA adlı terör örgütü ve Yunanistan’dan gizlice Kıbrıs’a soktukları 20 bin Yunan askeri eşliğinde, bu amaçla hazırlanmış olan AKRİTAS Türkleri imha Planını da uygulamaya koymak suretiyle ülke genelinde 3 ayrı dönemde sistematik silahlı saldırılar sonucu; 103 köyden göç ettirilen Kıbrıs Türk Halkının adanın yüzde 3 lük bölümüne sıkıştırılmasını, kuşatma altında ambargolu halde yıllarca saldırılara karşı var olabilmek için mücadele verirken hem en ilkel şartlarda baraka, terk edilmiş viranelerde, mağaralarda, yarı buçuk kalmış inşaatlarda ve sonunda da çadırlarda işsiz güçsüz beş parasız, yarı çıplak vaziyette korku endişe ve tehlikeler içinde ve katledilen yüzlerce masum Türkün üzüntüsünün perişanlığı içinde, ne Bayram ne yeni yıl, ne de Milli - Dini gün kutlamasının unutturulduğu O karanlık yıllarda kimsecikler gelip Türk göçmenlerin hallerini sormadı, kimseler gelip görüşmedi, kimsecikler yaşanan Gazze benzeri soy kırımı görmeye gelmedi, kimse de yirmi paralık yardım vermedi, Anavatan Garantör Türkiye haricinde, ya bayan Holguin.
Üstüne üstlük dış güçler, saldırganlara her türlü yardımı ve desteği verdi. Türklerin tapulu malları ya yakılıp yıkıldı ya da tepe tepe kullanıldı. Bu hususta hiç ama hiç arayan soran olmadı, ne BM, ne AB. Ne tazminat, ne iade, ne kullanım bedeli ne de manevi bedeli. Taşınmaz Mal Komisyonu da kurulmadı, çünkü Rumların hiçbir kaybı, zararı ziyanı yoktu. Rumlar ilk defa ve bir defa göçmen oldular 1974’te. O DA KENDİ KAFALARINDAN, KENDİ SUÇLARINDAN, KENDİLERİNİN EOKA B TEDHİŞ ÖRGÜTÜNÜN YUNAN CUNTASI İLE BİRLİKTE KIBRIS CUMHURİYETİNE (eğer hala yaşıyor diyorsanız ) KARŞI YAPTIKLARI İKİNCİ BÜYÜK DAREBE sebebiyle göç etmişler, Garantör Türkiye’nin meşru müdahalesi darbeyi bastırmak, adada akan kanı durdurmak ve solcu Rumları ve Türk Halkını katliamdan kurtarmak içindi. Bu zamanda Türkler de göç etmek zorunda bırakıldı.
Bu ikinci büyük darbede darbecilerin neler yaptıklarını, Kıbrıs Cumhuriyetini yıkıp yerine Kıbrıs Helen Cumhuriyet kurduklarını, Cumhurbaşkanı Makarios’u öldürdüklerini ve yerine baş teröristi ünlü caniyi hani 1955-58’li yıllarda Maraş çarşısında alış veriş yapan İngiliz Askerlerinin hanımlarını arkadan vuran, sonra da fotolarını çekip ertesi gün gazetesi Maxi de yayınlayan Nikos Sampson’u atandığını, darbede kurtulan Makarios’un BMGK’da ağlayarak yaptığı tarihi konuşmayı itiraflarını ve ifşaatını, ayrıca darbeyi yapanlardan şikayetçi olup acilen müdahale edilmesi gerektiğini, Türklerin de çok büyük tehlike altında olduklarını söylediklerini bilmeyen duymayan yoktur, CB sarayının darmaduman edilip yüzlerce muhafızın da katledildiğini, tanklar toplar ağır silahlar kullanıldığını da bilmeyen yoktur.
Türklerin bir ve ikinci göç yaşamasının sebebi de Rum-Yunan saldırılarıdır bayan Holguin, demiştik, arayan soran da olmamıştı. Bilmenizi istedim. Şimdi sözde Maraş’ın Belediye başkanı acil görüşme istedi sizden, gidip görüşeceksiniz, hem Maraş hem Güzelyurt konusunda. Bu çifte standart olmaz mı bayan, bal gibi da olur. Çünkü 4 Mart 1964’ten beri çifte standart uygulanıyor zaten ve o yüzdendir ki çözüm olmaz, siddin sene de olmayacak bu tutum böyle sürerse.
Size söyleyeyim mi sayın bayan, daha önce de BM Temsilcileri için, arabulucular için, Genel Sekreterler için, sizin için de aynen yazdım. Kıbrıs sorununu ne zaman başladı ne maksatla başlattı, kimler bşlattı apaçık ortadadır ve Rum-Yunan’dan başkası asla değildir. BMGK, soruna iki buçuk ay sonra müdahil oldu ve deyim yerindeyse içine etti. Saldırganlar-darbeciler masum ve haklı diye mükafatlandırıldı, 1960’ta Türk-Rum eşit ortaklığında kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinin egemenliği yönetimi güya geçici 3 aylık süre için saldırgan Rumlara verildi 4 Mart 1964 tarihinde 186 sayılı kararla. Bu tarihe kadar geçen iki buçuk aylık sürede Rumlar nüfus bakımından fazla ve daha güçlü olduklarından Cumhuriyetin bütün organlarını, limanlarını, yollarını silah zoruyla ele geçirmişlerdi, Türk çalışanları kovmuşlardı, zaten insanlar sağa sola göçe zorlanmış yerlerinden edilmişlerdi.
Ben bu olan bitenleri yaşadığım için en doğru ve en gerçek şekilde yazıyorum. O yüzden olsa gerek Cumhuriyet darbecilere verildi, belki öyle düşünüldü. Bu 186 kararıyla adaya Barış Gücü de gönderildi. Esas ana yanlışlık, masum ve mağdur Kıbrıs Türk Halkı ASİ durumuna sokulmuş olmasıdır. Kararda, adada asayişi ve düzenin sağlanmasına Barış Gücünün de yönetime yardımcı olması kaydının yer almasıdır, ki bu asla kabul edilir bir durum değildir. Suçlular masum, masumların da suçlu olarak ilan edilmesi en büyük ve başlangıç olarak vahim bir taraflı hatadır. Tilkilere kümesi teslim etmek demektir. Ki, 3 aylık karar bu gün 753 aya vardırılmıştır uzata uzata, ve bu da BMGK’nin yüz karasıdır, çözümsüzlüğün de birinci sebebidir. Rumların, bütün BM çözüm planları ve özellikle Referandum da dahil hepsini de ret etmeleri ve zamana oynamaları tam da bu 186 sayılı karardan dolayıdır. O yüzden, bütün BM temsilcilerine duydular duymadılar bilmem, çözümün kilidi de anahtarı da BMGK raflarındadır, kilidi açmadan Kıbrıs’a boşuna gelmeyiniz diyorum. Aynen size de tekrarlıyorum. Rum komşular çözümden hep kaçacaktır 186 kararı durdukça.
Kıbrıs’ta iki eşit halk vardır ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin eşit ortaklarıdır. Ama ne yazık ki hem BMGK hem AB, Kıbrıs Türk Halkının ortaklık haklarını bir çırpıda yargısız infaz misali oldubitti ile diğer ortağa altın tepside hediye etmiştir, ki bu ortak Kıbrıs sorununun yaratıcısı hem başlıca suçlusudur. Dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarını hem çiğnemiştir hem de çiğnetmiştir, AB de öyle. Bu durumda BM veya AB yahut Uluslararası Hukukun geçmişte iki tarafın ve de 3 Garantör ülkenin imzalarıyla kurulmuş olan Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarını bozarak alenen çiğnemeleri ve çiğnetmeleri ortadayken 63 seneden beri tekrar bir anlaşma yapılmasına ister görünüp çürük tahtaya çivi çakmaya ısrarla devam etmeleri asla inandırıcı ve güven verici değildir. Patronlarının taraflı, yanlış ve mantık dışı davranışından başka bir şey değildir Sn Holguin.
NOT. Bizim sayın Cumhurbaşkanımız da varsın görüşme sonrasında açıklama yapmayacağına dair açıklama yapsın, yapsa ne yapmasa ne, o da ayrı mesele.
