
Seçim yaklaşınca kentler birden güzelleşir; en azından adayların afişlerinde… Sokaklar yemyeşil, ulaşım sorunsuz, altyapı kusursuz, gelecek ise daima “sürdürülebilir” görünür.
Ne var ki yağmur, seçim broşürlerini okumaz. Suyun yolu, siyasi sloganlarla değişmez.
Bu nedenle yaklaşan yerel seçimlerde belediye başkan adaylarına sorulacak ilk soru, kaç proje açıkladıkları değil, yönettikleri veya yönetmeye talip oldukları kenti hangi risklere karşı, hangi kaynakla ve ne kadar sürede hazırlayacakları olmalıdır.
Gazimağusa üzerinden CTP’ye de açıkça sormak gerekiyor: “Yıldızlı belediyecilik” iddianızın altyapıdaki karşılığı nedir?
Kentte yağış sonrasında bazı cadde ve mahallelerde su birikintileri oluştuğu, belediye ekiplerinin drenaj hatlarını açarak müdahale ettiği haberleştirildi. Ekiplerin müdahalesi elbette değerlidir; ancak asıl başarı, aynı noktaların tekrar tekrar müdahaleye ihtiyaç duymamasıdır.
Vatandaşın beklediği, her yağmurdan sonra aynı kurtarma hikâyesini dinlemek değildir. Evine, işine ve okuluna güvenle ulaşabilmektir.
Bir belediyenin yıldızını kendi reklamı değil, yurttaşın günlük hayatı belirler. O yıldızın parlaklığı, yağmur suyunun üzerinde yansıdığı kadar değil, suyun güvenle tahliye edildiği kadar anlamlıdır.
Üstelik Gazimağusa Belediyesi, 5 Ekim 2026’da imzaladığı sözleşmeyle 66 kilometrelik yağmur suyu hattını kapsayan bir temizlik ve bakım programı açıkladı. Bu çalışma gereklidir; fakat açıklanan program, seçmenin sorularını ortadan kaldırmaz.
Hangi mahallede hangi risk azalacak? Sorunların ne kadarı tıkanıklıktan, ne kadarı kapasite yetersizliğinden kaynaklanıyor? Çalışmanın başarısı hangi ölçütlerle değerlendirilecek ve sonuçları halka ne zaman açıklanacak?
İhale duyurmak, sonuç açıklamakla aynı şey değildir. Seçmenin ihtiyacı, harcanan paranın ardından hayatında neyin değiştiğini görebilmektir.
Elbette her su baskınını yalnızca mevcut belediye yönetimine yüklemek kolaycılık olur. Yağışın şiddeti, geçmişten devralınan altyapı, yapılaşma kararları ve kurumlar arasındaki sorumluluk dağılımı birlikte incelenmelidir.
Ancak geçmişin sorunlarını devralmak, bugünün yönetimini hesap verme sorumluluğundan kurtarmaz. Yönetmeye talip olmak, sorunların tarihini anlatmanın yanında çözümün takvimini de üstlenmektir.
Bu hesap yalnızca CTP’den sorulmaz. Hangi partiden olursa olsun bütün adaylar, sürdürülebilir kentleşmenin içini somut taahhütlerle doldurmak zorundadır.
Kaç kilometre yol asfaltladığınızı anlatıyorsunuz; peki o yolun altındaki yağmur suyu altyapısı yeterli mi? Yeni yapılaşmayı överken artan nüfusun su, kanalizasyon, ulaşım ve atık yükünü hesaplıyor musunuz?
Yeşil alan vaat ediyorsunuz; mevcut yeşil alanları ve suyun toprağa karışabileceği yüzeyleri nasıl koruyacaksınız? Betonlaşmanın getirdiği kısa vadeli gelir ile kentin gelecekte ödeyeceği maliyeti aynı hesapta gösteriyor musunuz?
Bir de vaatlerin kasası var: Bütün bunları hangi parayla yapacaksınız?
“Sürdürülebilir kent” sözü, finansmanı açıklanmadığında seçim afişinde asılı kalan bir temennidir. Adaylar; öz gelirleri, merkezi kaynakları, hibeleri ve varsa borçlanmayı içeren gerçekçi bir mali plan sunmalıdır.
Çevresel amaçlı vergi, harç ve ücretler de ancak hukuki yetkileri, adaleti ve kullanım amaçları açıkça ortaya konularak tartışılabilir. Belediyelerin bütün bu araçları kendi başlarına uygulayabilecekleri varsayılamaz.
Üstelik çevreyi koruma gerekçesi, vatandaşa yeni bir fatura çıkarmanın kolay bahanesine dönüşmemelidir. Önce mevcut gelirlerin nerede kullanıldığı, hangi harcamanın hangi sorunu çözdüğü açıklanmalıdır.
Kirletenin ve altyapıya ek yük getirenin maliyete adil biçimde katılması savunulabilir. Ancak düşük gelirli yurttaşın sırtına daha fazla yük bindirip plansız yapılaşmanın maliyetini topluma dağıtmak, sürdürülebilirlik değildir.
Seçmenin artık renkli proje çizimlerinden fazlasını istemesi gerekiyor: Mahalle bazında risk haritası, öncelik sırası, maliyet, finansman kaynağı, bitiş tarihi ve düzenli ilerleme raporu.
Bunları açıklayamayan adayın “vizyon” dediği şeyin ne kadarının yönetim programı, ne kadarının seçim dekoru olduğu sorgulanmalıdır.
Gazimağusa’da da diğer kentlerde de sandığa giderken gökyüzüne asılan yıldızlara değil, ayağımızın altındaki altyapıya bakalım.
Çünkü belediyeciliğin gerçek sınavı, güneşli havada yapılan açılışta değil; yağmur başladığında kentin ayakta kalıp kalamadığında verilir.
