BRT genel müdürünün istifası ile kamu yayıncılığı ve BRT’nin işlevi maalesef tekrar gündeme gelmiş oldu. Şöyle ki, BRT’nin diğer özel televizyonlardan farkı nedir? ve BRT kapanmış olsa Kıbrıs Türk halkı neyi kaybeder? soruları tekrar tartışma konusu oldu.
BRT’de yönetim koltuğu tartışılırken asıl mesele yine kapının dışında bekliyor: Koltuğa kimin oturduğundan önce, mikrofonun kimin sesini büyüttüğünü konuşmayacak mıyız?
Halkın parasıyla çalışan bir televizyonun tapusu kamuda olabilir; fakat yayınlarının pusulası makam odalarını gösteriyorsa, tabeladaki “kamu” sözcüğü ancak dekoru tamamlar. Vatandaş elektrik faturasını öder, ekranda başkasının saltanatını seyreder!
Kamu yayıncılığı, toplumun ortak penceresidir. Bu pencerenin önüne sürekli makam araçları park edilirse köylünün susuzluğu, gencin işsizliği ve emeklinin boşalan alışveriş torbası nasıl görülecek?
Bir bakanın kurdele kesmesi elbette haberdir; ama gazetecilik makasın parıltısında gözlerini kaybetmemelidir. “Kaça yapıldı, neden gecikti, kimin işine yaradı?” soruları sorulmayınca haber bülteni, kamu hesabına basılmış bir faaliyet albümüne dönüşür.
Emekliye ek ödeme açıklamasında konfeti uçurmak kolaydır. Marifet, konfeti yere düştüğünde faturayı kimin kaldıracağını, fonun yarınki yükünü ve paranın gerçek alım gücünü anlatabilmektir.
Çünkü kamu yayıncısının elinde hesap makinesi bulunmalıdır; sürekli alkış tutan ellerle hesap sorulamaz!
Çoğulculuk da stüdyoya farklı renklerde sandalye yerleştirmek değildir. Bir konuğa salon, diğerine tabure sunuluyorsa; birinin sözü su gibi akarken ötekininki sürekli baraja takılıyorsa, dekor çeşitlidir ama yayın aynı kanaldan beslenir.
Muhalefet karşısında aslan kesilen mikrofonun iktidar karşısında ev kedisine dönüşmesi, tarafsızlık diye pazarlanamaz. Sorunun dişi, muhatabın makamına göre sökülüp takılmamalıdır.
Üstelik tarafsızlık, gazetecinin omurgasını çıkarıp yerine rüzgâr gülü yerleştirmek değildir. Belgelenmiş gerçeği göstermek, çelişkiyi sorgulamak ve cevapsız sorunun peşinden gitmek, mesleğin asli işidir.
BRT ekranında üreticinin maliyeti, engelli yurttaşın erişim mücadelesi, sanatçının emeği ve çocuğun öğrenme ihtiyacı ne kadar yer buluyor? Halkın televizyonu, halkı yalnızca törenlerde kalabalık ve seçimlerde seçmen olarak mı hatırlıyor?
Elbette iyi belgesel, kültür ve eğitim programları değerlidir. Ancak güzel bir belgesel, sorgulanmadan aktarılan siyasi açıklamaların üzerine örtülecek işlemeli bir masa örtüsü değildir.
BRT’yi özel televizyonlardan ayıracak şey bütçesinin kaynağı kadar, topluma sağladığı hizmettir. Aynı sesleri büyütüp aynı soruları yutuyorsa vatandaş neden ikinci kez para ödesin?
Asıl soru şudur: BRT kapanırsa halk hangi vazgeçilmez hizmeti kaybeder? Bu soruya güçlü bir cevap verilemiyorsa kurumun ekranından önce yayın anlayarının ayarını yapmak gerekir.
Halkın mikrofonu, vatandaşın tek başına duyuramadığı soruyu duyurduğunda değer kazanır. Aksi hâlde halk faturayı öder, makamlar sesini açar!
