Devletin adalet anlayışını görmek için bazen anayasa kitaplarını kapatıp vergi makbuzlarına bakmak yeterlidir. Kimden ne alındığı, kimin kapısının çalındığı ve kimin kapısının önünden sessizce geçildiği, yönetimin gerçek yüzünü gösterir.

Vergi sistemi devletin aynasıdır. O ayna çatladığında, vatandaştan görüntüsünü düzeltmesini istemek ise siyasi pişkinliğin muhasebe dilidir.

Vatandaş vergisini öderken yalnızca cebinden para çıkarmaz; devlete güvenini de teslim eder. Karşılığında düzgün yollar, çalışan hizmetler ve herkes için aynı ölçüyle işleyen bir yönetim bekler.

Ancak tahsilat sırasında güçlü görünen devlet, hesap verme zamanı geldiğinde ortadan kayboluyorsa bu güven nasıl yaşayacaktır? Vatandaşın cebine uzanan elin, kamu harcamalarının hesabını verirken titremeye hakkı var mıdır?

KKTC’de vergi tartışmasının merkezine artık bu soruları koymalıyız. Bütçenin gelir ihtiyacını konuşurken yükün kimlerin omuzlarına bırakıldığını sorgulamazsak, adaletsizliği rakamların arkasına saklamış oluruz.

Kayıt dışılığın üzerine gitmek yerine kolayca ulaşılabilen mükellefe yönelmek, kayıp anahtarı düştüğü yerde değil, sokak lambasının altında aramaktır. Işığın altında duran bulunur; karanlıkta kalan ise yoluna devam eder.

Böyle bir düzende dürüst mükellef, sistemin taşıyıcı kolonu olduğu için cezalandırıldığını düşünmeye başlar. Devlet, binayı ayakta tutan kolona sürekli yeni katlar yüklerken diğer kolonların neden boşta durduğunu açıklamak zorundadır.

Vergisini zamanında ödeyen esnafın karşısında, yükümlülüklerinden kaçınarak maliyet avantajı sağlayan bir rakip varsa mesele yalnızca eksik tahsilat değildir. Kamu otoritesi, adaletsiz rekabetin büyümesine de göz yummuş olur.

Bir de vergi afları var. Her tekrarında geçmişin hesabını kapattığı söylenen bu uygulamalar, geleceğin vergi ahlakında yeni bir gedik açma riski taşır.

Borcunu zamanında ödemek için kredi kullanan vatandaşa hangi sözle adalet anlatılacaktır? Bekleyenin avantajlı çıktığı bir düzende devlet, dürüstlüğü hangi gerekçeyle teşvik edebilir?

Af beklentisi yerleştikçe vergi takviminin yanına ikinci bir takvim asılır: Siyasetin ne zaman yeni bir kolaylık getireceğini kollayanların takvimi. Kurala uyanın saati işlerken bekleyenin borcu pazarlık konusu olursa, kamu vicdanı bu hesabı kabul etmez.

Elbette ekonomik sıkıntıya düşen mükellefe çözüm üretilmelidir. Fakat gerçek ödeme güçlüğünü gözeten, açık koşullara bağlı bir düzenleme ile yükümlülüğünü sürekli erteleyene avantaj sağlayan alışkanlık aynı kefeye konulamaz.

Bütçe açığı da hukuku esnetmenin mazereti olamaz. Hazinenin kasası boşaldığında mükellefin haklarını çekmeceye kaldıran bir anlayış, mali sorunu yönetirken devletin meşruiyetini tüketir.

Vergi idaresinin yetkisi; açık usuller, gerekçeli kararlar ve etkili itiraz yollarıyla birlikte anlam kazanır. Vatandaşın neyle karşılaşacağını bilemediği yerde öngörülebilirlik kaybolur; yerini korku ve kuşku alır.

Üstelik korkuyla yapılan tahsilatın başarı hikâyesi kısa sürer. Bugünün gelir tablosunu güzelleştiren bir uygulama, yarının yatırım kararını, gönüllü uyumunu ve devlete güvenini aşındırabilir.

Yönetimin kendisine sorması gereken soru şudur: Vergisini düzenli ödeyen insan, bu ülkede dürüst davranmanın kendisini koruduğuna inanıyor mu?

Bu soruya ikna edici cevap verilemiyorsa tahsilat rakamlarıyla övünmek erkendir. Çünkü güven kaybı, bütçe cetvelinde ayrı bir satırda görünmese de toplumun ödediği ağır bir maliyettir.

Çözümün adresi bellidir: Ekonominin tamamını kapsayan denetim, güçlü dijital altyapı, kurumlar arasında etkin veri paylaşımı ve anlaşılır kurallar. Denetimin yönünü mükellefin kimliği veya ulaşılabilirliği değil, nesnel risk ölçütleri belirlemelidir.

Aynı açıklık harcamalarda da sağlanmalıdır. Verginin hesabı vatandaştan kuruşu kuruşuna sorulurken, harcamanın hesabı yuvarlak cümlelerle geçiştirilemez.

Mükelleften belge isteyen devlet, kendi harcamasının belgesini de toplumun önüne koymalıdır. İsrafın faturasını yeni yüklerle vatandaşa göndermek, yönetim zaafını kamu yükümlülüğü gibi sunmaktır.

KKTC’nin ihtiyacı, dürüst mükellefin omzuna biraz daha basarak yükselen bir maliye anlayışı değildir. Yükü ödeme gücüne göre paylaştıran, kuralları tarafsız uygulayan ve topladığının hesabını veren bir yönetimdir.

Vergi adaleti bozulduğunda çatlayan yalnızca devletin aynası olmaz; vatandaşın o devlete duyduğu güven de çatlar.

Kasadaki açığı bir sonraki tahsilatla kapatabilirsiniz. Fakat dürüstlüğünün bedelini ödediğine inanan vatandaşa güvenini hangi makbuzla geri vereceksiniz?