Siyasette övünmenin de bir ölçüsü, başarının da bir terazisi olmalı. Başkasının emeğiyle yükselen bir yapının tepesine çıkıp zafer nutukları atmak, o yapıyı kendi elleriyle inşa etmek anlamına gelmez.
KKTC hükümetinin 2033 vizyonu adı altında açıkladığı 50 projeye bakıldığında, insan ister istemez şu soruyu soruyor: Ortada gerçek bir kalkınma hamlesi mi var, yoksa başkasının mutfağında pişen yemekle kendi sofrasında ziyafet verme gösterisi mi?
Kâğıt üzerinde proje sıralamak, geleceğe pembe tablolar çizmek ve vatandaşa umut pazarlamak kolaydır. Zor olan, o vaatleri halkın sofrasına ekmek, hastanesine ilaç, okuluna çağdaş sınıf, doğacak çocukların geleceğini ipotek altına almayacak bütçe disiplini ve cebine refah olarak koyabilmektir.
Hastanelerde sorunlar devam ederken, ilaç sıkıntıları yaşanırken ve sağlık altyapısındaki eksiklikler giderilemezken hangi başarı destanından söz ediyoruz?
Çocuklar konteyner sınıflarda eğitim görürken, kamu reformu yıllardır bekleme odasında tutulurken, yolsuzluk ve rüşvetle ilgili algı ve olgular artarken ve devlet dairelerindeki bürokrasi vatandaşın sabrını öğütürken hangi büyük vizyonun zaferini kutluyoruz?
Tapu ve iskân işlemlerindeki sorunlar, trafik keşmekeşi ve kamu hizmetlerindeki aksaklıklar vatandaşın günlük yaşamını zorlaştırırken, 2033 yılına uzanan parlak vaatler bugünün karanlığını aydınlatmaya yeter mi?
Üstelik asıl tartışılması gereken, açıklanan projelerin kaçının hükümetin kendi mali kaynakları, kurumsal kapasitesi ve yönetim becerisiyle hayata geçirileceğidir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin finansmanıyla gerçekleştirilecek yatırımların hükümetin kendi başarısı gibi pazarlanması, siyasi muhasebenin gelir hanesine başkasının parasını yazmak değil midir?
Elbette Türkiye'nin KKTC'ye sağladığı destek son derece değerlidir. Ancak bu desteği koordine etmek başka, finansmanından uygulamasına kadar başkasının imkânlarıyla gerçekleştirilen yatırımların bütün siyasi kredisini sahiplenmek bambaşkadır.
İşte tam da burada halkın o meşhur sözü siyasetin aynasına dönüşüyor: El kaşığıyla el çorbasını karıştırmakla marifet övünmek mi?
Tencere başkasının, malzeme başkasının, ateş başkasının, hatta aşçı bile başkası; ama elinde kaşıkla tencerenin başında duran, mutfağın büyük ustası olduğunu ilan ediyor!
Dahası, henüz kendi mutfağında bir tas çorba pişirememişken, 2033 yılında halka nasıl bir ziyafet sunacağını ballandıra ballandıra anlatıyor.
Oysa siyasette marifet, başkasının pişirdiği çorbaya kaşık sallamak değil, kendi kaynaklarınla ocağı yakabilmek ve vatandaşın önüne doyurucu bir sofra koyabilmektir.
Hükümetin başarısı, Türkiye'den gelen kaynaklarla kaç binanın yükseldiği kadar, kendi bütçesiyle hangi sorunları çözdüğü ve hangi yapısal reformları gerçekleştirdiğiyle de ölçülmelidir.
Kamu maliyesinde sürdürülebilirlik sağlanmadan, üretim kapasitesi artırılmadan, kayıt dışılık azaltılmadan ve kamu yönetiminde verimlilik yaratılmadan açıklanan her vizyon, temeli olmayan bir gökdelene benzer.
Bir ülkeyi yönetmek, başkasının verdiği balıklarla ziyafet düzenlemek değil, kendi balıkçısını yetiştirmek, kendi teknesini yapmak ve kendi denizinde üretim kapasitesi yaratmaktır.
Gerçek vizyon, 2033 yılının hayalî manzarasını çizmekten önce, 2026 yılının somut sorunlarına çözüm üretmeyi gerektirir.
Vatandaş artık maket hastaneler, renkli sunumlar, gösterişli temel atma törenleri ve geleceğe ertelenmiş mutluluk vaatleriyle avunmak istemiyor.
Vatandaş bugün hastanede hizmet, okulda güvenli sınıf, devlet dairesinde etkin yönetim, piyasada alım gücü ve ekonomide sürdürülebilir refah görmek istiyor.
Siyaset, başkasının cebinden kendi hanesine başarı yazma sanatı değildir. Gerçek liderlik, başkasının imkânlarını sahiplenmekten önce kendi ülkesinin kurumsal kapasitesini ve ekonomik bağımsızlığını güçlendirebilmektir.
Üstelik başkasının finansmanıyla yapılan yatırımları sahiplenirken alkışları toplamak, gecikmeler ve başarısızlıklar ortaya çıktığında sorumluluğu başkalarına yüklemek, siyasi hesap verebilirlikle bağdaşmaz.
Dolayısıyla hükümetin 2033 vizyonunun gerçek değeri, açıklanan proje sayısıyla değil, finansman kaynaklarının şeffaflığı, uygulama takvimi, ölçülebilir sonuçları ve vatandaşın yaşam kalitesine sağlayacağı katkıyla belirlenmelidir.
Aksi hâlde 2033 vizyonu, ülkenin kalkınma pusulası olmaktan çok, bugünün başarısızlıklarını yarının vaatleriyle örten gösterişli bir siyasi vitrine dönüşecektir.
Unutulmamalıdır ki siyasette başarı, kaşığı kimin tuttuğuyla değil, tencereye kimin ne kattığıyla ölçülür.
Başkasının tenceresinde pişen çorbayı kendi marifeti gibi sunanların önce şu soruya cevap vermesi gerekir: Türkiye'nin kaynakları ve desteği olmasaydı, bu 50 projeden kaçını kendi imkânlarınızla gerçekleştirebilecektiniz?
Çünkü el kaşığıyla el çorbasını karıştırmak marifet olmadığı gibi, başkasının pişirdiği yemeğin başaşçısı rolüne soyunmak da kalkınma vizyonu değil, siyasi illüzyondur!
